Dünyanın ilk büyük savaşıydı. Başladıktan sonra birkaç ay içinde biteceği düşünülen savaş tam dört yıl sürmüş ve galip ya da mağlup tüm devletlere yıkım, ölüm, acı ve ıstırap getirmişti. Milyonlarca asker ve sivil hayatını kaybetmiş, milyonlarcası sakat kalmış, etkileri bugün de devam eden yeni bir dünya düzeni yaratmıştı.
İmparatorluklar tarihe gömülmüş, sınırlar yeniden çizilmiş, göçler, sürgünler ve kıyımlarla yeryüzünün insan haritası değiştirilmişti. Savaşın yarattığı yıkım tüm Avrupa’yı faşizme sürüklerken Rusya’da tarihin dönüm noktalarından biri olarak büyük bir devrimi tetiklemişti. Yeni coğrafyalar sömürgeleştirilmiş, işgal ve direnişlerle 20. yüzyıl bir aşırılıklar çağına dönüşmüştü.
Bütün bu altüst oluşların odağında yer alan ülkelerden biri de Türkiye’ydi. I. Dünya Savaşı’na bir imparatorluk olarak giren, büyük zaferler ve korkunç yenilgilerle dört yıl boyunca ölüm kalım mücadelesi veren Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış, işgal edilmiş, toprakları parçalanmıştı. Osmanlı İmparatorluğu’nun enkazı arasından yeni bir kurtuluş hareketi filizlenmiş ve dört yıl daha süren Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Türkiye modern dünyanın bağımsız ulusları arasındaki yerini almıştı.
Türkiye I. Dünya Savaşı’na 2 milyon 873 bin askeri seferber ederek girmişti. Bunlardan 771 binini savaşa kurban vermişti. 303 bin asker bir daha savaşamayacak şekilde yaralanmış, 145 bin asker esir düşmüştü. Firar edenler ve kayıplarla birlikte yaklaşık 500 bin asker ordu kayıtlarından silinmişti. Osmanlı ordusunun savaş kaybı böylece 1 milyon 720 bine yükselmişti. Savaş sırasında yaşanan isyan ve tenkil hareketleri, işgal edilen bölgelerde yaşanan kıyımlar sonucunda bir milyondan fazla sivil Osmanlı yurttaşı hayatını kaybetmiş, bir o kadarı yoksunluk ve salgın hastalıklar ortasında eriyip gitmişti. Tüm dünyadaysa 8,5 milyon asker, 13 milyon sivil ölmüş, 2 milyondan fazla asker salgın hastalıklar sonucu hayatını kaybetmişti. Yaralanan, sakat kalan asker sayısıysa 21 milyondan fazlaydı.
Resimaltı: Kudüs, 9 Aralık 1917’de düştü. Kudüs’ün Belediye Başkanı Hüseyin Efendi, şehrin teslimi için İngiliz subaylarıyla görüşürken.