“Anatolivar – Anadolu’da Zeytin Üreticisi Toplulukların Güçlendirilmesi Projesi” kapsamında hazırlanan Zeytin Atlası, 3 Aralık 2025 tarihinde erişime açıldı. Anadolu'nun yerel zeytin çeşitlerini ve doğa dostu üreticilerini bir araya getiren dijital veritabanı, havza bazında yayılım haritaları ile uzman bir panel tarafından belirlenen üreticilerin bilgilerini içeriyor. Atlas, aynı zamanda Avrupa Yeşil Mutabakatı hedeflerine katkı sağlamayı ve sürdürülebilir tarım uygulamaları için bir referans kaynağı olmayı amaçlıyor.

Zeytin Atlası tanıtım toplantısında panellerin yanı sıra zeytin çeşitleri sergisi ve tadımı da yapıldı.
Proje Evi Kooperatifi liderliğinde; Avrupa Birliği'nin finansal desteğiyle, Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi (UZZK) ve Slow Food ortaklığıyla yürütülen projenin tanıtımı, Adil Gıda Topluluğu ve Postane’nin desteğiyle Postane Hall’de yapıldı. "Anadolu'nun Dirençli Zeytinleri" başlıklı buluşmada, iklim değişikliğinin zeytin ekosistemine etkileri ve zeytinliklerin karbon yutak alanı olarak kritik önemini anlatan sunumlar yapıldı. Öğleden sonra düzenlenen Zeytin Atlası Üretici Forumu'nda ise, yaklaşık 400 bin ailenin geçim kaynağını oluşturan zeytinciliğin mevcut durumu, çiftçilerin yaşadığı zorluklar ve çözüm önerileri, Türkiye'nin farklı bölgelerinden gelen üretici aileler tarafından paylaşıldı.

Atlas’ın birinci modülü yerel ve nadir zeytin çeşitleri ile bu çeşitlerin havza bazında yayılım haritalarını kapsıyor.
ZEYTİN ATLASI NE ANLATIYOR?
Şimdilik 12 zeytin çeşidi ve 14 üreticinin yer aldığı Zeytin Atlası, iki ana modülden oluşuyor. Zeytin Atlas’ının birinci modülü yerel ve nadir zeytin çeşitleri ile bu çeşitlerin havza bazında yayılım haritalarını kapsıyor. İkinci bölümde ise Proje Evi Kooperatifi, UZZK, Slow Food ve çeşitli disiplinlerden uzmanlardan oluşan bir Panel tarafından geliştirilen kriter setine göre belirlenmiş üreticilerin bilgileri yer alıyor. Ocak 2027’de tamamlanması hedeflenen projede, 50’si agro-ekolojik üretim yapan, 50’si ise çeşitliliği koruyan toplam 100 üretici ve 25 zeytin çeşidinin yer alması planlanıyor.
ZEYTİN COĞRAFYASI KURUYOR
Etkinliğin sabah oturumuna online katılan Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş haritalar ve veriler eşliğinde çarpıcı bir tablo çizdi. Türkiye’de 1980’lerden itibaren sıcak hava dalgalarının frekansında hızlı bir artış yaşandığını belirten Türkeş, Akdeniz havzasındaki tarımsal kuraklığa dikkat çekti. Trakya ve Kuzey Ege’nin 100 yılın sonunda tam kuraklığa geçeceğini söyleyen Türkeş, zeytinin Akdeniz bitkisi olarak dar alanda varlığını sürdürmeye devam edeceğini, yayılım alanlarının daha yüksek rakımlara kuzeye doğru kayacağını ve zeytin için gerekli soğuk gün sayısının azalmasıyla olgunlaşma ve hasat döngülerinin değişeceğini ifade etti.

Prof. Dr. Sevil Acar Acar, iklimin etkilerini azaltımın (mitigasyon) genel bir politika olması gerektiğini, çiftçinin ise bu sürece adaptasyon ile yanıt verebileceğini söylüyor.
ÇİFTÇİNİN REKABET GÜCÜ AZALIYOR
Boğaziçi Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden Prof. Dr. Sevil Acar ise 1968-2018 yıllarını kapsayan çalışmasında, iklim değişikliğinin zeytin verimine etkisini ekonomi perspektifinden ele aldı. İl bazlı analizin iktisat literatüründe zeytin verimine etkisinin ampirik olarak daha önce hiç çalışılmadığını belirten Acar, araştırmasının sonuçları şu sözlerle açıkladı: “Dünyanın çoğu yerinde kuraklık, sel, sıcak hava olayları veya fırtınalar şeklinde aşırı iklim koşullarının görülme sıklığında belirgin bir artış var. Tarımın bu tür şoklara karşı savunmasızlığı, sektörün uyum sağlama kapasitesine, şokların ölçeğine, zamanlamasına, sıklığına ve başta kendisine girdi sağlayan sektörler olmak üzere diğer sektörlerle olan bağlantılarına bağlı. Bu çalışmada zeytin veriminin sıcaklık farkı, don ve yağış azalmalarından etkilendiğini tespit ettik. Aynı zamanda literatürle paralel olarak iklimle ilgili değişikliklerin zamanlamasının da zeytin verimi açısından çok önemli olduğunu gördük. Bu bulgular politika yapıcılar için yol gösterici olabilir. Verileri değerlendirdiğimizde genel olarak yapılması gerekenler ile lokasyon bazında / çiftçilere yönelik yapılması gerekenler ayrı ayrı planlanmalı. Genel olarak iklimin etkilerini azaltmanın tek çaresi "mitigasyon (azaltım)". Çiftçinin yapabileceği/yapması gereken ise "adaptasyon”. TIM (2022) İhracat Raporu'na göre Türkiye'nin zeytin kalitesindeki ve rekabetçilik endeksindeki yeri git gide düşüyor. Tarımda teşvikler ve yatırımlar iklim değişikliği etkileri göz önünde bulundurularak şekillendirilebilir. Bugün neye teşvik var, aslen ne teşvik edilmeli? Şimdiye dek verimlilik odaklı teşvik verilmedi, sadece maliyet ve fiyat odaklı teşvikler ya da doğrudan gelir desteği verildi.”
GELENEKSEL BİLGİNİN BOŞA DÜŞTÜĞÜ ZAMANLAR
Zeytin üreticileriyle yapılan derinlemesine görüşmelerin sonuçlarını paylaşan Özyeğin Üniversitesi Sürdürülebilirlik Platformu’ndan Orkun Doğan, içinde bulunduğumuz dönemi "geleneksel bilginin boşa düştüğü zamanlar" olarak tanımladı. Çiftçilerin iklim krizini bizzat deneyimlediğini, yeni hastalıklarla mücadele ettiğini ve işçi bulma sıkıntısı yaşadığını belirten Doğan; üreticilerin yağmur hasadı, toprağı nemli tutmak için otlatma yapma ve iklim dirençli çeşitlere yönelme gibi çözüm arayışlarında olduğunu aktardı.

Biyolog Ferdi Akarsu, zeytin ekosistemlerinde bağlantı köprüleri sayesinde biyolojikçeşitliliğin korunabileceğine dikkat çekti.
“DOĞAYA DÖNMEYE MECBUR KALACAĞIZ”
Sektörel Yeşil Dönüşüm Uzmanı Biyolog Ferdi Akarsu ise makineleşmeyle elde edilen verimin bir "yanılsama" olduğunu vurguladı. Yeryüzünde tarımın yaklaşık 10 bin yıl önce Anadolu’da başladığını belirten Akarsu, Türkiye coğrafyasında tarım ve hayvancılığın birlikte evrimleştiğine dikkat çekti. Ekosistem korunma çalışmalarında turna kuşu örneğinde olduğu gibi insanı denklemden çıkarmanın kâğıt üzerinde iyi bir şey gibi görünse de tür korumada aksi sonuçlar verdiğini birçok örnekle anlattı. Anadolu çiftçisinin sahip olduğu biyokültürel birikimin önemine değinen Akarsu, zeytinliklerdeki biyoçeşitliliğin ve "toy dostu tarım" gibi projelerin gerekliliğini anlattı. Akarsu'ya göre insanoğlu, iklim değişikliğinin de etkisiyle eninde sonunda doğaya dönmek zorunda kalacak ve zeytin peyzajı eski doğal haline kavuşacak.

Türkiye'nin çeşitli bölgelerinden gelen altı zeytin üretici ailesi zeytin üretiminde karşılaştıkları zorlukları anlattı.
SÖZ ÇİFTÇİLERDE
Etkinlik, Muğla’dan Gaziantep’e Türkiye’nin dört bir yanından gelen üreticilerin deneyimlerini paylaştığı forum ve 16 çeşit zeytinin sunulduğu tadım etkinliği ile sona erdi. Forumda üreticiler artan orman yangınlarına, zeytin sineği hastalığının artışına ve susuzluk sorunlarından bahsederken kadın çiftçiler de zeytin üretimindeki görünmez emeklerine dikkat çekti. Çiftçiler, zeytin sineğiyle beslenen yarasaların maden çalışmaları nedeniyle yaşam alanlarını kaybettiğini, bu durumun da zeytin sineği zararlısında ciddi artışa yol açtığını anlattı. Ayrıca karatavuk sayısındaki azalma nedeniyle ispinozların da zeytine dadandığını belirten üreticiler, havza bazlı koruma yapılması gerektiğine dikkat çekti.
“ZEYTİN AĞACI İNSAN GİDİR; İYİ UYUMALIDIR”
Hatay Altınözü’nden zeytin üreticisi Zeynep Budanur, iklim değişikliğinin tarım üzerindeki yıkıcı etkilerini zeytin ağacını insana benzettiği çarpıcı bir metaforla özetledi; tıpkı bir insanın ertesi gün verimli olabilmesi için gece iyi bir uyku çekmesi gerektiği gibi, zeytin ağacının da kışın yeterli soğuğu alarak "uyuması" gerektiğini, aksi takdirde dinlenemeyen ağacın verimsizleştiğini vurguluyor. Artan sıcaklıklar, zamansız çiçeklenmeler ve kuraklık yüzünden ürün kalitesinin düştüğünü belirten Budanur, depremde zarar gören su kuyuları nedeniyle sulama imkanlarının da yok olduğunu ekledi. Çiftçiliğin hem fiziksel zorlukları hem de toplumda hak ettiği değeri görmemesi nedeniyle çocuklarını bu meslekten uzaklaştırıp okuttuğunu ifade eden Zeynep Hanım, buna rağmen gıda üretiminin devamlılığı için çiftçinin vazgeçilmez olduğunu hatırlattı.
AĞAÇ ADAPTE OLUYOR AMA İNSAN OLAMIYOR
Milas’ın Şenköy’ünden Mehmet Esendal, kaliteli zeytinyağının formülünü "günlük hasat, günlük sıkım" olarak belirlemiş bir üretici. Ancak Esendal, iklim krizinin etkilerini artık teorik bir bilgi olarak değil, arazideki zorlu bir gerçeklik olarak yaşıyor. Zeytin gelişimi için hayati olan soğuklama sürelerinin kısaldığına dikkat çeken Esendal, kuraklık nedeniyle ağaçlara dışarıdan su takviyesi yapmak zorunda kaldıklarını belirtiyor. Durumu, "Ağaç bir şekilde yeni koşullara adapte oluyor ama üretici zorda kalıyor" sözleriyle özetliyor. Esendal’ı ayakta tutan tek güç ise üretim aşkı. Zira mücadele ettikleri tek cephe iklim değil; Muğla topraklarının yüzde 60’ının maden sahası olarak ruhsatlandırıldığını hatırlatan Esendal, bir yandan da madencilik baskısıyla savaştıklarını vurguluyor. Tüm bunların üzerine, verimin düşük olduğu "yok yılları"nda getirilen ihracat yasakları da üreticinin belini büken ve ekonomik sürdürülebilirliği tehdit eden bir diğer etken olarak öne çıkıyor