Kenya’nın kuzeyinde yaşayan Samburu, Masai, Borona ve Rendille yerli halkları besi hayvanlarını (sığır, keçi, koyun, deve) binlerce yıldır yağmurun ritmine göre ve kabile büyüklerinin nesilden nesle aktardığı bilgilerle otlatıyordu. Ancak The Northern Rangelands Trust (NRT) isimli sivil toplum kuruluşu, 2013 yılında bu geleneksel otlatma yönetiminin yerine planlı, dönüşümlü otlatma yönteminin uygulanmasını dayatan bir projeyi hayata geçirdi. Kuzey Kenya Otlak Karbon Projesi (The Northern Kenya Grassland Carbon Project -NKGCP), bu yeni yöntemle alandaki bitki örtüsünün hektar başına yılda fazladan yaklaşık 1,5 milyon ton karbonun toprakta tutulacağını ve 30 yılda 300 ila 500 milyon $ karşılığında yaklaşık 41 milyon ton karbon kredisi üreteceğini öne sürüyor. Bu proje dünyanın en büyük karbon kredi onaylayıcısı Verra tarafından “Proje #1468” olarak tescillendi ve 2013 ile Şubat 2023 yılları arasında 6,7 milyon karbon kredisi üretti. Sertifikalandırılan bu karbon kredilerinin büyük bir kısmı Netfilix ve Meta (Facebook) şirketlerine ofsetleme (bir şirkette salınan karbonun, dünyanın başka bir yerinde depolanarak sıfırlanması) amacıyla satıldı.

Buna karşın, 100 binden fazla yerli nüfusun yaşadığı koruma alanında uygulanan bu projeyle ilgili Survival International’ın raporu projenin geleneksel çoban kültürünü, yerli haklarını ve gıda güvenliğini riske attığını ve iddia edildiği gibi toprakta daha fazla karbon tutmadığını kanıtlarıyla ortaya koydu. Nisan 2023 yılında yayımlanan raporu okuduğumuzda “karbon dengelemesi” adı altında alınan 21 milyon doların gerçekten bir şey başarıp başarmadığına dair ciddi soruları gündeme getiriyor. Örneğin, projenin amacı bitki örtüsünü artırmak, ancak NRT'nin 2012-2020 yılları arasındaki kendi haritaları, proje alanının yüzde 48,5'inde bitki örtüsünün azaldığını gösteriyor. İddia edildiği gibi, bitki örtüsü toprağın karbon tutması ile ilişkiliyse, bu haritalar bölgenin büyük bölümünde toprakta tutulan karbonunun aslında azaldığını gösteriyor. NRT, bitki örtüsünün proje başlamadan önceki on yıl boyunca azaldığını iddia etmişti ancak veriler bunu açıkça desteklemiyor veya yağıştaki değişikliklerin aşırı otlatmadan kaynaklandığını kanıtlamıyor. Bunun da ötesinde, empoze edilen otlatma yöntemlerinin araziyi iyileştireceği, biyoçeşitlilik ve yerli haklarını koruyacağıyla ilgili tam tersi veriler mevcut. Ayrıca kabile çobanlarıyla korucular arasında çıkan silahlı çatışmalar da halkların güvenliğiyle ilgili ciddi endişeler doğuruyor. Yerli halklar dünya nüfusunun yalnızca yüzde 5’ini temsil etseler de yaşadıkları topraklar biyolojik çeşitliliğin yüzde 80'ini barındırıyor. Araştırmalar biyoçeşitliliğin korunmasını sağlamanın en iyi yolunun yerlilerin toprak haklarını güvence altına almak olduğunu gösteriyor. Raporda görüşlerine yer verilen Borona Yaşlılar Konseyi "Geleneksel olarak kurak ve yağışlı mevsimine göre otlatma yöntemlerimizi binlerce yıldır sürdürüyoruz. Bu yüzden toprağımız iyi bir bitki örtüsüne sahip. Vahşi hayvanlar bile iyi bitki örtüsü nedeniyle yaşamak için bizim topraklarımızı tercih ediyor.” diyor.

“Kanlı Karbon” raporunun yazarı bağımsız araştırmacı ve yazar Simon Counsell’a proje ile ilgili merak ettiğimiz soruları yönelttik.

Kanlı Karbon 1

Ocak 2013'te başlayan proje geleneksel serbest otlatma yerine planlı rotasyonel otlatma yapılmasını dayatıyor. Ancak bölgedeki çoğu çoban planlı otlatmayı istemiyor.

Kuzey Kenya Otlak Karbon Projesi’nin amacı nedir? Hangi bölgelerde uygulanıyor ve bu projenin gerçek sahibi kim?

Kuzey Kenya Otlak Karbon Projesi'nin görünürdeki amacı, yerli göçebe çobanların hayvanlarını (çoğunlukla sığır, deve, keçi ve koyun) otlatmak için kullandıkları Kuzey Kenya'daki 2 milyon hektarlık bir alana yayılan topraklardaki karbon tutulumunu artırmaktır. Kuruluş, bu projeyle 40 milyon ton değerinde karbon kredisi üretmeyi ve bunu da yaklaşık 30 yıldan fazla bir süre boyunca çevreyi kirleten şirketlere satmayı hedefliyor. Proje, bölgede doğal yaşamı korumak ve seçkin(!) turizmi teşvik etmek amacıyla kurulan Kuzey Otlatma Alanları Vakfı (Northern Rangelands Trust) tarafından uygulanıyor. Bu vakıf, yıllar önce Ian Craig adlı bir İngiliz sömürge çiftçisi tarafından kuruldu. Vakıf "koruma alanları" adı altında bölgeler oluşturarak bu amacı gerçekleştiriyor. Ocak 2013'te başlayan projede 13 koruma alanı mevcut.

NRT, Kuzey Kenya Otlak Karbon Projesi ile neden binlerce yıldır devam eden otlatma yönetiminden daha iyisini yapabileceğini düşünüyor?

Bunu NRT'ye sormanız gerekir! NRT, herhangi bir gözlemlenebilir, somut kanıtlar sunmasa da geleneksel otlatma düzeninin toprağı bozduğunu iddia ediyor.

Otlatma yönteminin değiştirilmesiyle nasıl daha fazla karbon depolanacağı ön görülüyor?

Proje, geleneksel otlatma uygulamalarını “planlı-dönüşümlü otlatma” olarak adlandırdıkları şekilde değiştirerek, bölgedeki bitki örtüsünün artacağını böylece bitki ve otların kökleri tarafından toprakta daha fazla karbon tutulmasına neden olacağını iddia ediyor.

Bu projenin uygulandığı topraklarda binlerce yıldır yaşayan topluluklar projeyle ilgili ne düşünüyor?

Bunu elbette toplulukların kendilerine sormanız iyi olur. Ancak, resmi ve tanınmış Yaşlılar Konseyleri de dahil olmak üzere toplulukların ve bizim bu projeyle ilgili birçok endişemiz var. Bunları kısaca şöyle sıralayabilirim:

NRT'nin projeyi iddia edildiği gibi gerçekten uygulayıp uygulamadığına dair ciddi şüpheler var. Yaşlılar Konseyi, NRT'nin sözde “planlı-dönüşümlü otlatmayı” pratikte uygulayamadığını ve NRT’nin proje çıktılarıyla oluşturduğu raporun hayali verilere dayandığını iddia ediyor.

NRT'nin vahşi hayvanlar için su kaynaklarını korumak gibi çobanların binlerce yıldır doğayla barış içinde sürdürdükleri birçok kültürel ve geleneksel yöntemleri göz ardı ettiğini söylüyorlar. Geleneksel otlatma, büyük ölçüde yağış rejimine dayanıyor ve bunu değiştirmek için NRT'nin yapabileceği hiçbir şey yok.

Proje 2013'te başlamadan önce topluluklara danışılmadı ve izinleri alınmadı.

Roller, sorumluluklar ve projeden beklenen faydalar da dahil olmak üzere projede birçok muğlak ifade var. Yani, kabileler projenin detayları hakkında yeterli bilgiye sahip değiller ve kimin hangi görevleri üstlendiği ve projeden nasıl faydalar sağlanacağı konusunda net bir bilgileri yok.

Toplulukların projeden elde edilen gelirden adil bir pay alıp almadığına dair endişeler çok yüksek. Toplamda on milyonlarca dolarlık bir para söz konusu ama net bir bilanço ortada yok.

Topluluk liderleri, projenin NRT tarafından arazileri ve yaşamları üzerinde daha da fazla kontrol elde etmek için kullanılacağından korkuyorlar ki bunda haklılık payları oldukça yüksek. NRT'nin silahlı korucularından topluluklarına silahların “sızması” özellikle üzerinde durulması gereken ciddi bir endişe kaynağı. Kabile liderleri, topluluklar arasında şiddetin son yıllarda giderek artığını söylüyor, bunu biz de gözlemliyoruz.

NRT’nin arazi organizasyonunun temel birimi olan çeşitli “koruma” alanlarının NRT tarafından belirlenmesi ve yönetilmesinin ne kadar yasal olduğu, ülke kanunlarına ne kadar uyduğuna dair açılan davalar hâlâ devam ediyor. 

Bu proje ile NRT, Kenya’daki yerli halkların binlerce yıldır süre gelen geleneksel yaşam biçimine hangi yasal gerekçelerle ve nasıl müdahale etme yetkisine sahip?

Yukarıda belirtiğim gibi, bu konuyla ilgili açılan davalar mahkemede görülmeye devam ediyor. NRT'nin projede yer alan koruma alanlarını kurmasının yasal temeline meydan okuyacak davalar bunlar.

Kanlı Karbon 2

Karbon proje uygulama alanında zaman zaman silahlı çatışmalar da yaşanıyor. Fotoğrafta kucağında çocuğuyla görülen Samburu kadının kocası karbon kredisi proje alanı içinde hayvanlarını otlatırken korucular tarafından öldürüldü.

Müdahale yetkisinin bir yasal dayanağı var mıdır?

Koruma alanlarının kurulması için yasal bir çerçeve var, ancak karbon kredilerinin oluşturulması ve satışı için bu kanunlar geçerli değil. Kenya Hükümeti Nisan 2023’ten bu yana böyle bir yasa geliştirme sürecinde.

Proje alanındaki toprakların mülkiyeti kime ait?

Bölgede iki temel arazi mülkiyet biçimi bulunuyor, bunların oranı yaklaşık olarak yarı yarıya: Birincisi yerel toplulukların arazideki "grup (ortak)" mülkiyetidir, diğeri ise idare bölge yönetimi tarafından teknik olarak arazinin topluluklar adına güvence altına alındığı "vakıf" mülkiyeti. Bu vakıf sahipliği, toplulukların arazi tapusunu grup adına geçirmek için başvuruda bulundukları tarihe kadar geçerlidir.  

Bu projenin uygulanmaya başlamasıyla uygulama alanında yaşayan Samburu, Maasai, Borana ve Rendille yerli halklarının hayatlarında ne gibi değişimler yaşandı?

Bu değişimlerin ne olduğu açık değil. Yukarıda da belirtildiğim gibi, NRT'nin planlarının büyük ölçüde etkisiz olduğu ve birçok göçebe çoban tarafından görmezden gelindiği veya atlatıldığını biliyoruz.

NKGCP’nin dayattığı otlatma kurallarını uygulamayan yerlilere proje yürütücüsü olan NRT ne gibi yaptırımlar uyguluyor?

Proje kapsamında çobanlar, kurallara uymadıkları için, özellikle de hayvanlarının olmamaları gereken yerlerde otlattıkları için NRT'nin korucuları tarafından para cezasına çarptırılabiliyor. Bu “para cezaları”, çiftlik hayvanlarına zorla el koyma şeklinde de olabiliyor. Bu durum, elbette taraflar arasındaki en güçlü çatışma nedeni.

NRT, bu projeyle kaç ton karbonu depoladığını hesapladı? Bunları ne kadara ve kimlere sattı?

Proje, her yıl bir ila 1,5 milyon ton arasında karbon kredisi üretmeyi hedefliyor. Ocak 2023'te Verra tarafından kredi satışı durdurulana kadar yaklaşık 4,6 milyon ton kredi satışı gerçekleşti. Her bir kredinin ne kadara satıldığını bilmek mümkün değil: Karşılaştırılabilir projeler için bilinen fiyatlara dayalı tahminim, ton başına ortalama 7-15 ABD Doları civarında. Gerçi bu rakam çok daha yüksek olabilir.

Karbon satışından elde edilen paranın yerli toplulara nasıl bir geri dönüşü oldu? Bu projeden elde edilen gelir yerli toplulukların faydasına mı kullanıldı?

NRT, karbon projesinin geliriyle topluluklarda çeşitli projelerin yürütüldüğünü iddia ediyor. Bu projeler çoğunlukla çok küçük girişimler gibi görünüyor ve NRT her birine veya genel olarak ne kadar harcadığını söylemiyor. Karbon kredisi satışlarından elde edilen paranın yalnızca çok küçük bir yüzdesi koruma alanlarına "otomatik" olarak gidiyor. Geçen yıl topluluklara, koruma alanı başına bunun yaklaşık 36 milyon Kenya Şilini (yaklaşık 260 bin ABD Doları’na eşdeğer) olacağı bilgisi verildi. NRT'nin toplam gelirin mutabık kalınan kısmını her bir koruma alanındaki halka ödeyip ödemediğini doğrulamak mümkün değil çünkü kredilerin satış değeri bilinmiyor ve NRT herhangi bir yıllık mali hesap yayınlamıyor. Dolayısıyla karbon projesinden elde edilen gerçek gelirin ne olduğunu bilemiyoruz.

Yeşil aklamaya (green washing) sizin deyiminizle kanlı karbona karşı başlattığınız kampanyanın da etkisiyle Verra şimdilik projeyi askıya aldı. Verra bu yeşil yıkamanın neresinde yer alıyor? Bu konuyla ilgili ne söylemek istersiniz?

Kuzey Kenya'daki NRT gibi karbon dengeleme projelerinin sözde "doğrulanması", karbon kredilerini pazarlanabilir bir mala dönüştürmek için çok önemli. Verra tarafından belirlenen kurallara göre, her bir projenin onaylanması ve sözde üretilen karbon kredilerinin belirli miktarlarının doğrulanması uzman bağımsız denetçiler tarafından yapılıyor. Ancak bu proje ve yaşadıklarımız ne denetimlerin ne de Verra'nın gözetiminin yeterli olmadığını gösteriyor. Bunda ve diğer birçok denkleştirme projesinde Verra’nın sistemi ve uygulanma şekli ile ilgili sistematik sorunlardan kaynaklanan problemlerin olduğu açıkça görülmektedir.

Avrupa’da ve Amerika’da karbon dengeleme yönteminin karbon üreticisi olan şirketlere satılmasının aslında bir yeşil yıkama olduğu ve iklim krizini önlemede bir işe yaramayacağı ile ilgili tartışmalar var. Siz ne düşünüyorsunuz?

Kanımca, karbon dengeleme veya "telafi", iklim değişikliğiyle mücadelede doğası gereği kusurlu bir yaklaşımdır. Olması gerektiği gibi, emisyonlarda genel bir azalma ile sonuçlanmaz. Çevreyi kirleten şirketlerin, düşük veya sıfır karbonlu bir geleceğe geçiş yapmaları gereken yerde çevreyi kirletmeye devam etmelerine olanak tanır. Çoğu denkleştirme planı, projenin yokluğunda neler olabileceğine dair senaryoları da yanıt verir. Gelecek senaryosunun daha kötü görünmesini ve dolayısıyla “projeli” senaryonun daha iyi görünmesini sağlamak ve dolayısıyla daha fazla sayıda kredi oluşturmak için bunu manipüle etmek son derece kolaydır. Bunlar, emisyonlarda veya ek karbon depolamada herhangi bir gerçek azalmayı temsil etmez ve bu nedenle iklim açısından değersizdir; ancak gerçek emisyonların devam etmesine izin vermek için takas edilirler. Bazı araştırmalar, en popüler ve yaygın olarak ticareti yapılan karbon denkleştirme türlerinin belki de %90-95'inin bu basit karbon muhasebesi hilesinden ve “fazla kredilendirmeden” kaynaklandığını ortaya koyuyor.

Ek olarak, yukarıda belirttiğim gibi, Verra sistemine özgü belirli sistematik arızalar mevcut. Bu kısmen ciddi bir çıkar çatışmasının sonucu olabilir: Verra, denkleştirme kurallarının geliştirilmesinden ve bunlara gerektiği gibi uyulup uyulmadığının denetlenmesinden sorumludur, ancak aynı zamanda her karbon kredisi için “komisyon” (yaklaşık 0,20 ABD Doları) almaktadır. Çünkü bunu kendi sertifikası ile piyasaya arz etmektedir. Şirket, bu komisyon ücretlerinden her yıl milyonlarca dolar kazanıyor. Bu nedenle, kendi kurallarına gerçekten uygun olsun veya olmasın, projelerin onaylanmasından güçlü bir mali çıkarı vardır.

Başka hangi yöntemlere yeşil aklama yapıldığına tanık oldunuz?

Evet. Son birkaç yılda, karbon denkleştirme projeleriyle ilgili bir dizi ayrıntılı araştırma yaptım ve hepsinin oldukça hatalı olduğu ortaya çıktı. Yeni ağaçların dikilmesine veya mevcut ağaçların kurtarılmasına veya toprakta karbon depolanmasına dayanan çoğu denkleştirme projesinin iklim için gerçek fayda sunmadığı kanıtlarıyla ortaya kondu.

Şirketlerin, "sıfır karbon" yerine, net sıfır veya karbon nötr kavramları kullanarak iş yöntemlerinde herhangi bir değişiklik yapmadan, karbon salınımları tutarında "karbon ofsetleri" veya "karbon kredileri" satın alarak “yeşil aklama” yaptıkları yönünde tartışmalar var. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Evet, bu tür edişeler de bence de haklılık payı var. Bence karbon dengeleme yöntemi, öncelikle şirketlerin isimlerini temize çıkarıyor yani yeşile boyuyor böylece onları gerçekten karbon salınımlarını azaltmak için gerekli olan yöntemleri uygulamanın maliyetinden kurtarıyor. Ayrıca bu yöntem ile iklim değişimine karşı gerekli önlemler alınmadığı için hesaplanan faydasından çok daha fazla zararı olduğunu söylemek mümkün. Ayrıca Kuzey Kenya örneğinde olduğu gibi uygulama alanlarındaki yerli halklara ciddi zararlar verdiğini söylemeliyim. 

MAGMA YERYÜZÜ EYLÜL 2023