İstanbul Barosu Kültür Merkezi Salonu’nda 12 Şubat 2026 tarihinde yapılan toplantıda, kömür madenleri uğruna köyleri haritadan silinen, topraklarına el konulan Akbelen köylüleri ile birlikte foruma katılan yaşam savunucuları, çevre dernekleri üyeleri ülkemizin dört bir yanında talana karşı verilen mücadeleleri anlattı. Muğla'nın Karacahisar köyünden gelen Rüştü Yaman ve Ayşe Günay ile toplantıya uzaktan bağlantıyla katılan İkizköy Muhtarı Nejla Işık’ın tanıklıkları Akbelen'de yaşanan felaketi tüm çıplaklığıyla ortaya koydu.

İstanbul Barosu Kültür Merkezi Salonu'nda 12 Şubat 2026'da düzenlenen toplantıda Rüştü Yaman (en solda) ile Ayşe Günay (soldan ikinci) Akbelen'de yaşanan yıkımı ilk ağızdan anlattı. Toplantıyı Toprağımızı Vermiyoruz oluşumundan Aslı İkizdere (sağdan ikinci) yönetti.
Rüştü Yaman: "Kazanına İstediğin Kadar Kömür Dök, Enerji Yok!"
Karacahisar köyünden Rüştü Yaman, termik santralin kuruluşundan bu yana geçen 40 yılı ve bu süreçteki yıkımı şu sözlerle özetledi: "Santral kurulduğunda 'sizi işe alacağız' dediler. O zaman parayı görenler bizimle dalga geçiyordu. Ama zaman içinde o arkadaşların %90’ı emekli bile olamadan, 30-35 yaşlarında kanserden öldü. Arıların çalışma sistemi değişti; bir arı beyi 7 sene yaşardı, santralden sonra bir yılda yok oluyorlar. Suyumuz daha kömür kapımıza gelmeden bitti. Derelerimiz tamamen kurudu. Şimdi 24 köyü birden yok etmeye yelteniyorlar. Tek ne için? Sadece iki yıllık kömür uğruna. MTA raporlarında da bellidir; orada ahım şahım bir kömür yok. İki yıllık kömür için ebedi yaşamı yok ediyorlar. Bu santral artık hurda olmuş, su yetmiyor, Soma’dan kömür taşıyorlar. Hasar o kadar büyük ki, bu sadece 24 köyün değil, tüm dünyanın sorunudur. Termik santral derhal kapatılmalıdır".
Nejla Işık: "Akbelen Giderse Türkiye Gider"
İkizköy Muhtarı ve direnişin simge ismi Nejla Işık, foruma online katılarak yaptığı konuşmasında mücadelenin yaşamsal önemine vurgu yaptı: "Akbelen ormanı için iki yılı aşkın bir süre omuz omuza mücadele verdik. Akbelen bunun en büyük parçasıydı; onu yıktılar ama biz vazgeçmedik. Yangından mal kaçırır gibi acele kamulaştırma yapıyorlar. İki şirket istedi diye yedi yıldır tutunduğumuz zeytin yasasının arkasından dolandılar. Biz Akbelen ormanı kesilirken de söyledik: 'Akbelen giderse Türkiye’nin her yeri gitmiş olacak.' Bugün bu yasa geçerse sadece Akbelen değil, Türkiye’nin her yeri talana açılacak. Bizi bu topraklardan söküp atmak kolay olmayacak. Davalarımızı açtık ama 'hukuk var' diye oturmayacağız. Eylemse eylem, sokaksa sokak! Ya hep beraber kazanacağız ya hep beraber kazanacağız, başka yolu yok!".
Ayşe Günay: "Haberimiz Olmadan Tapularımıza El Koydular"
Karacahisarlı Ayşe Günay ise köylülerin nasıl bir hukuksuzlukla karşı karşıya bırakıldığını çarpıcı örneklerle anlattı: "Kamulaştırma yapıldı, bahçelerimize el konuldu. Bize hiçbir tebligat gelmedi. Haberimiz olmadan arazimize girip ölçüm yapıyorlar, değer tespiti yapıyorlar. Yarın da parayı yatırıp kepçelerle zorla girecekler. Biz satmadık, asla da satmayacağız. İnsanlar korkuyor, parasızlıktan dava açamıyorlar. Şirket, köylülerin arasından bazılarını satın alarak muhalefeti kırmaya çalışıyor. Bu bir çete düzenidir, talan düzenidir. Bize kömür diyorlar ama bu köylerin çoğunda kömür bile yok. Benim köyümde 50 tane ev var; bu insanlar nereye gidecek? Bir açıklama yapan yok, sadece 'enerji üretimi' diyorlar"
Forumun Sonuç Bildirgesi: "İstanbul Ayağa Kalkmalı"
Forumda dile getirilen görüşler, mücadelenin sadece yerel bir direnişten ibaret kalmaması gerektiğini ortaya koydu. Katılımcıların üzerinde birleştiği yol haritası şu temel noktalardan oluştu:
Örgütlü Dayanışma: Yereldeki direnişin İstanbul gibi merkezlerde daha organize ve sistemli bir şekilde desteklenmesi gerektiği vurgulandı.
Hukuki Takip ve ÇED Süreçleri: Bakanlığın "peynir ekmek gibi" dağıttığı ÇED olumlu raporlarına karşı hukuki takibatın sonuna kadar sürdürülmesi kararlaştırıldı.
Ekoloji Birliği'nin Güçlendirilmesi: Türkiye genelindeki tüm çevre mücadelelerini birbirine bağlayacak bir haberleşme ve dayanışma ağının (Ekoloji Birliği veya benzeri bir çatı yapılanma) aktif hale getirilmesi önerildi.
Kamuoyu Yaratma: Akbelen ve acele kamulaştırma sorununu gündemde tutmak için büyük konserler ve kitle mitingleri gibi toplumsal duyarlılığı artıracak etkinliklerin düzenlenmesi gerektiği belirtildi.

Sadece Akbelen değil Muğla'nın 12 bin kilometrekarelik toplam yüzölçümünün yüzde 68'i maden ruhsatına açık durumda.
Toplantı sonrasında foruma katılan çevre dernekleri, sivil toplum kuruluşları ortak bir açıklama yaptı.
Basın açıklamasının tam metni:
İstanbul’da hibrit formatta düzenlenen forumda; ekoloji, kadın, hayvan, emek ve barınma hakkı savunucuları, kısaca “yaşam hakkı” için mücadele eden farklı alanlardan birçok yaşam savunucusu ve oluşum aynı çatı altında buluştu.
Forumda söz alan konuşmacılar özetle şunları ifade etti: Akbelen’de yaşanan süreci, köylülerin mülksüzleştirilmesi, göçe zorlanması ve ekolojik kırım olarak değerlendirdiler. Ülke genelinde “acele kamulaştırma” uygulamalarının yaygınlaştırılması; yaşam alanları, tarımsal üretim, ekosistem bütünlüğü ve toplumsal haklar açısından ciddi sonuçlar doğurmaktadır. Köyler ve kırsal bölgelerde ormanlara, sulak alanlara ve meralara; sömürge madenciliği için el konulması; büyük kentlerde ise acele kamulaştırma adı altında kentlerin yeşil alanlarının, kent ormanlarının rant uğruna yok edilmesi; özellikle deprem bölgelerinde kentsel dönüşüm adı altında acele kamulaştırma uygulamalarının doğa ve yaşam haklarına yönelik bugüne kadar görülmemiş düzeyde şiddetli bir saldırı haline geldiği konusunda ortak düşünceler dile getirildi.
Forum formatında gerçekleşen toplantıda, ekoloji mücadelesini ülkenin her bölgesinde ve özellikle İstanbul’da güçlendirmek için ortak irade oluşturma ihtiyacının acil olduğu; başlangıç olarak İstanbul’da birleşik bir dayanışma hattının örülmesi gerektiği güçlü biçimde ifade edildi.
Katılımcılar; ekoloji mücadelesine, siyasi iktidarın ve ekolojik yıkım gerçekleştiren şirketlerin (gözaltı, tutuklama, saldırı, yaralama, cinayet) gibi baskı ve şiddet pratiklerine karşı daha güçlü bir direniş oluşturmak gerektiğini vurguladı. Ekoloji örgütleri, yaşam savunucuları ve aktivistler arasında daha güçlü işbirliği ve dayanışma oluşturulması; var olan emek-demokrasi güçleri ve hak arama örgütleri ile güçlü bağlar kurulması; birleşik bir ekoloji dayanışma ağının yaratılmasının yollarının aranması gerektiği söz alan katılımcıların ortak düşüncesi oldu.
Toplantıda Öne Çıkan Başlıklar:
* Doğa ve yaşam mücadelesi içinde olan tüm ekoloji örgütlerinin, inisiyatiflerinin ve aktivistlerinin dayanışma ve işbirliği içinde olmasının acil bir ihtiyaç olduğu,
* Baskıya uğrayan, zorla koparılan ve yargı süreçleriyle karşı karşıya bırakılan arkadaşların davalarının takipçisi olunması, izlenmesi, hukuksal süreçlerin dayanışma içinde yürütülmesi,
* Mücadelelerin ortaklaştırılması ve birleşik bir hat oluşturulması.
Forum tartışmaları ve söz alan konuşmacıların ortak talebi şudur: Kesin bir karar alınmamış olsa da, en kısa sürede geniş katılımlı bir toplantı (gerekirse Zoom üzerinden) yapılarak İstanbul’da birleşik bir dayanışma ağı kurmanın koşullarının tartışılması yönünde güçlü bir irade ortaya konmuştur.