Bu konuyla ilgili başlattığımız röportaj serimiz meslek hayatında 25 yılı geride bırakan fotoğrafçı Fatih Pınar ile devam ediyor. Pınar, bugüne kadar yurt içinde ve 17 ülkede yüzlerce foto-röportaj ve video-röportaja imza attı. 2009-2010 yıllarında Mimarlar Odası İstanbul Şubesi ve Bianet için İstanbul'un kentsel dönüşüm alanlarını belgeleyen multimedyalar üretti. Magma okurları da Pınar’ı, “Zonguldak Kömür Şehir”, “Aziz Nesin 100 yaşında Ütopya Köy” başlıklı makalelerindeki unutulmaz kareler ile tanıyor. Pınar, analog fotoğrafla başladığı meslek hayatında, dijitale geçiş süreci gibi birçok teknolojik yeniliğin mesleğine yansımasını birebir takip eden ve kullanan bir gazeteci. Bu nedenle fotoğraf dünyasında yapay zekâ ile ilgili tartışılan pek çok konuyu Pınar’a sorduk.

Yapay zekâ tabanlı programları deneyerek bir fotoğraf ya da bir görsel ürettin mi?

Hayır, hiç çalışmadım.

Neden, merak mı etmedin?

Öncelikle, son yıllarda fotoğraftan ziyade artık video-röportaja ve belgesel sinemaya yöneldim. Belgeselci için belirleyici olan gerçekliği olabildiğince yalın, çıplak haliyle izleyenlere aktarmaktır. Dolayısıyla bir belgesel fotoğrafçı ya da belgesel sinemacı olarak gerçekliği değiştirilmiş, hele de yapay zekâyla üretilmiş görseller benim ilgi alanıma girmiyor. Sanatsal ya da deneysel alanlarda çalışmalar üreten sanatçılar elbette yapay zekâ tabanlı programlara kayıtsız kalamıyor. Hayatımıza böyle bir araç girdiyse artık bunu kabul etmemek, yok saymak gibi bir lüksümüz yok. Çünkü en başından beri, fotoğraf icat edildiğinden bu yana teknolojik bir şey zaten.

Analog fotoğraftan dijitale geçtiğimiz süreci bire bir yaşadım. O dönemde de bugünkü gibi birçok soru işareti vardı. Dijitale geçen arkadaşlarımız arasında “fotoğraf makinesiyle video mu çekilir” diyenler oluyordu. Çoğu arkadaşım da “ben makinemin video özelliğini hiç kullanmıyorum” diyordu. Şimdi, video çekimlerinin çoğu dijital DSLR kameralarla yapılıyor. Dolayısıyla teknolojik yeniliklere önyargıyla, muhafazakâr bakış açısıyla yaklaşamayız. Tam tersi; böyle bir yenilik varsa öğrenmek gerekiyor. Bugün yapay zekâ yarın herhangi bir yenilikle karşılaştığımızda birey olarak yaratıcılığımızı, zekâmızı onunla birlikte kullanarak üstesinden gelmemiz gerekir. Yeni teknolojileri dışlayarak, yadsıyarak, yok sayarak bir yere varamayız. Bu baştan bir acziyeti kabullenmek olur. Bunu kuramsal ve felsefi anlamda söylüyorum. Yeniliğin altında ezilmeyip onun üstünden gelebilecek öz güvende ve yaratıcılıkta olmamız gerekiyor.

Şimdiye kadar yapay zekâyı kullanmamam sadece belgesel video üretimi yapmamla ilgili. Buna odaklandığım için yapay zekâyı kullanarak fotoğraf, resim, grafik gibi eserler üretebileceğim bir iş alanı arayışım yok. İşim ve tarihsel misyonum çağımıza tanıklık etmek ve tanıklığımı olabildiğince tüm gerçekliğiyle aktarmak üzerine kurulu.

Bu konudaki tartışmalardan biri de bu tür uygulamaların gerçeği deforme etmesi, gerçeklik algımızı değiştirmesi. Örneğin Alman fotoğrafçının DALL·E ile ürettiği fotoğrafın Sony Dünya Fotoğraf Yarışması’nda ödül kazanması gibi. Mesleğin gerçeği aktarmak olduğu için sormak istiyorum, tartışmanın bu yönünle ilgili ne söylemek istersin?

Evet, gerçekliğin deforme edilmesi, üretilen şeylerin manipülasyonunun ayırt edilmesinin zorlukları olduğu doğru. Ama bu söylediğin şey, yani bunu yapan biri zaten başından art niyetlidir. Böyle bir zihniyetle niye muhatap olayım ki? Yani yalan söyleyen, aldatma, kandırma üzerine kullanan bir zihniyeti baz almıyorum.

Belgesel video üretimi yapan biri olarak bu durum sana korkutucu gelmiyor mu?

Bu kaygıyı anlıyorum. Yeni bir şey geldiği zaman her zaman böyle bir handikap, böyle bir ihtimal var. “Biz o zaman nasıl ayırt edeceğiz” kaygısını da anlıyorum. Ama şundan da eminim; bir denge oluşacak. Şöyle düşünelim; ortaya yeni bir top atılıyor ve dengelerin yeniden oluşması gerekiyor. O denge oluşma sürecinde bu kaygılar çok haklı, çok yerinde. Ama, eminim bir süre sonra bir başka yapay zekâ da gerçeği anında ayırt edecek. Şu anda Teyit.org gibi birçok doğrulama platformu niye var? Bunlar da doğrulama için yine teknolojiyi kullanıyor. Aldatma, yanıltma, yalan üzerine kurulu bir şeyin başarılı olacağını zannetmiyorum, böyle bir kaygım da yok. Ben daha çok, yaratıcı sanatçıların teknolojinin bu yeniliğini kullanarak yeni şeyler ortaya çıkartacağını düşünüyorum.

Aslına bakarsan dijital fotoğrafla birlikte bu tür tartışmaların yaşandığı bir dönemden geçmiştik. Fotoğrafçı olarak o döneme tanıklık ettiğim için çok net hatırlıyorum. Photoshop gibi programların fotoğrafa etkisi çok tartışılmıştı, çektiğin fotoğraf bambaşka bir hale geliyordu. Bu üzerine çokça konuşulan, düşünülen bir şeydi. Ama bugün artık bu programlar sıradan bir şey haline geldi. Yani o dönemde yaşadığımız kaygılar çok kısa sürede geride kaldı. Dediğim gibi dengesi oluştu. Çünkü hiçbir şey salt gerçeğin kendisi kadar çarpıcı ve etkili değildir ve fotoğrafın asıl işlevi hep buna hizmet etmek olmuştur.


"Yapay Zekâ Değil Yaratıcılık Önemli" 1

Birçok fotoğrafçı gibi analog fotoğraf döneminde Fatih Pınar da fotoğraflarını ışıklı masada lup kullanarak seçiyordu.

Dijital fotoğrafa geçildiği zaman birçok fotoğrafçı işini kaybetti diye konuşuluyordu.

Ben buna yüzde yüz katılmıyorum. Sektörde mutlaka işini kaybedenler olmuştur. Ama fotoğraf, analog yerine dijitalle devam etti. Yani dijital kamerayı alabilen fotoğrafçı yine aynı işini yapmaya devam etti.

Ama bu durum telif ücretlerinin de düşmesine yol açmadı mı? Örneğin stok fotoğrafçılığı yoktu 20 yıl önce, şimdi stok sitelerinde iyi fotoğraflar çok ucuza satın alınabiliyor.

Evet, doğru söylüyorsun ama öyle olması gerekiyordu, sisteme yeni bir şey girdiği zaman bunu yok sayamayız. Hele ki mevcut sistem düzeni kurmuşsa bunu reddedip dijital fotoğrafa geçmeyeceğim, analog da ısrar edeceğim gibi bir lüksün kalmıyor. Bu durum fotoğrafçılığı bir miktar erozyona uğratmıştır ya da işini kaybeden insanlar olmuştur. Ancak bir de şöyle düşünelim, bu sayede film almaya ve yıkatmaya bütçesi olmayan kişilerle profesyonel fotoğrafçılar eşitlenmiş oldu. Çünkü herkeste aynı kart var. Ayrıca dijitalleşmeyle fotoğrafçılara yeni iş alanları açıldı; düğün fotoğrafçılığı, doğum fotoğrafçılığı gibi sektörler gelişti. Önceden bu kadar yaygın değildi. Bu durumun bir etkisi de filmlerin üretilmesi için gerekli materyallerin, onların banyosu için gerekli onca kimyasalların çöpe dönüşmesi, çevreyi kirletmesi önlendi.

Sence, yapay zekâ da fotoğrafçılara, sanatçılara yeni iş alanları yaratabilir mi?

Muhakkak yaratacak. Örneğin grafik sanatçıları tasarım yaparken yapay zekâyı kullanarak çok daha yaratıcı eserler üretecek. Yani grafikerler, ressamlar, müzisyenler, fotoğrafçılar ve tasarımcılar bu araçları kullanarak bambaşka eserler yaratacak ya da yeni endüstriler, yeni meslekler ortaya çıkacak. Bir yandan da yapay zekâyla daha hızlı ürettim yapılacağı için belki iş imkanları azalacak. Böyle bir erozyon olacak ama buna da ayak uydurmak zorundayız. Her yeni teknolojik gelişmede olduğu gibi dayatılana yenilip ondan korkup geri çekilmek yerine onunla baş etmeliyiz, üzerine gitmeliyiz.

Dijitale geçiş sana bağımsızlık da kazandırdı mı?

Evet, daha bağımsız oldum. Daha hızlı ve daha fazla içerik üretmeye başladım. İlk dijital kameram Canon 5D idi. O kameramı yenileme sürecim gelip de Mark II'ye geçtiğim anda bir baktım ki artık makinem video da çekiyor. Benim belgesel sinemacı olmamın müsebbibi tamamen o kameradır. Video çeken ilk fotoğraf makinesi olduğu için bu bir “devrim kamerası”ydı bence. İlkin multimedya işler üretmeye başladım. İlk kez bir anı dondurmak yerine akan bir görüntüyü kullanmak beni çok heyecanlandırmıştı. Film kaygısı olmaksızın çektiğim için daha üretken olmamı sağladı. Daha sonra multimedyadan video röportaja sonra da belgesel sinemaya geçtim. Aslında fotoğrafçıyken nasılsam hâlâ o mantıkla ama başka bir araçla üretiyorum. Bu da bana yeni bir üretim alanı kazandırdı. Benim için belirleyici olan kullandığım aracın ne olduğu değil, ürettiğim işin ne olduğu ve söylemek istediğim sözü ortaya çıkarmak.

Senin bir konu çalışırken bir kare için saatlerce beklediğini biliyorum, hatta doğru açıyı yakalamak için mezarın içine girip fotoğraf çekmişliğin bile var. Fotoğraftan videoya geçince ne gibi değişiklikler yaşadın?

Fotoğraf benim ilk göz ağrım, hâlâ daha benim için en kıymetli şeydir. Dediğin gibi bir tek kare fotoğraf çekmek için yaptığım uzun yolculuklar, çektiğim eziyetler umurumda olmazdı ve o bir kareyi çekmiş olmanın hazzı inanılmaz bir şeydi. Yani her şey “o anın” yüzü suyu hürmetineydi. Videoya geçtiğim zaman da kendime şunu söyledim “kamera kullanmayı bilmiyorum, eğitimini almadım ama fotoğraflarla hikâye anlatmayı biliyorum”. Tek yapmam gereken deklanşör yerine kayıt tuşuna basmak dedim kendime. Bu benim doktrinim, manifestom oldu. Dolayısıyla benim foto-röportajdan videoya geçerken yaptığım işlere video-röportaj dememin nedeni de bu. O foto-röportajı artık videoyla yaptığım ama aynı mantıkla ürettiğim için video-röportaj diyorum; bu bana çok şey kazandırdı, bir tarzım oluştu.

Şöyle de diyebilir miyiz; eskiden fotoğraf kareleriyle anlattığın konuyu bir başkası yazıyordu. Ancak videoyla beraber hikâyeni kendin yazmaya başladın.

Artık basılı yayınlar azaldı. Fotoğrafçı ile yazarın birlikte bir konuya gidip çalışabileceği bir alan neredeyse hiç kalmadı. Atlas dergisinden ayrıldıktan sonra o dönemin tek haber sitesi olan NTVMSNBC’de ses kayıtlarıyla fotoğrafları birleştirerek multimedya içerikler hazırladım. Bu benim işim oldu, bundan hayatımı kazanmaya başladım. Ses kayıt cihazı girdi hayatıma, fotoğrafları sesleriyle birlikte görmeye ve fotoğrafı sesle birleştirmeye başladım. Yani video çekmeye en primitif yöntemle başlamış oldum. Bu durum benim heyecanımı artırdı, yeni bir yaratı alanı açtı ve mesleğimi basılı bir dergi olmadan da devam ettirmemi sağladı.

Fotoğrafa yeni başladığını düşün; makinen ve bir de yapay zekâ var. Nasıl bir yol izlerdin?

Çevremde yapay zekâyı kullanan genç meslektaşlarım var; sadece fotoğraf da değil, videoda, kurguda da yani tüm üretim alanlarında. Ama o kadar ruhsuz ki, o kadar belli ki yapay olduğu. Zekâna, yaratıcılığına güvenip yapay zekânın ya da başka bir teknolojinin senden daha iyi olamayacağına, onu araç olarak kullanacağına güvenmen gerekiyor.

Telif de tartışılan sorunlardan bir. Örneğin bir fotoğrafın ya da bir video-röportajın yapay zekâyla bambaşka bir şeye dönüşürse bunu nasıl karşılarsın?

Yine en başta söylediğim gibi bu dürüstlük anlayışıyla ilgili. Böyle bir şey de olabilir ama olumsuz, negatif şeylerden önce olumlu yanlarını düşünerek bununla baş etmeliyiz. Bunları yapay zekâyı savunmak veya yüceltmek için söylemiyorum. Sadece böyle bir gerçeklik varsa, onu hayatımıza, sanatımıza, üretimimize nasıl dahil ederiz; teknolojiye ezilmeden yeni yaratı alanları nasıl yaratırız, bunu kullanacak bireyler, sanatçılar nasıl yetiştiririz bunlar üzerine düşünmeli, tartışmalıyız demek istiyorum.