WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), “Korumazsak Kaybederiz: Sürdürülebilir Bir Türkiye İçin Korunan Alanlar Hedef: 2030’a Kadar %30” raporunu yayımladı. Raporda, iklim düzenleme, toprak oluşumu, canlı topluluklarının göçleri, karbon ve su döngüsü gibi ekolojik süreçlerin, genetik kaynakların ve tehlike altındaki türlerin devamına yardımcı olan bu alanların, insan yaşamı ve parçası olduğumuz ekolojik sistemin sürdürülebilirliği için hayati öneme sahip olduğuna dikkat çekiliyor. Rapora göre:

-1970 yılında küresel ölçekte korunan alanların karasal yüzeye oranı yüzde 2,6 iken aradan geçen 50 yılda beş kat artarak 2020 yılında yüzde 13,2’ye ulaştı.

-Hâlâ AB ortalaması %25,9 olan korunan alanların ülke yüzölçümüne oranı Polonya, Almanya, Yunanistan gibi ülkelerde %30’un üzerinde.

-Tür ve habitat çeşitliliği bakımından Akdeniz kuşağındaki en zengin ülkelerden biri olan ve yüksek endemizmiyle bilinen Türkiye’de ise resmi verilere göre 2020 yılı itibarıyla korunan alanların toplam net büyüklüğü 67.773 kilometrekare ve bu alanların ülke yüzölçümüne oranı sadece %8,7.

Deniz koruma alanlarında da benzer durum yaşanıyor.

-Dünyadaki koruma alanlarının kapladığı toplam alan 2000 yılında yaklaşık 2 milyon kilometrekareyken (okyanusların %0,7’si), 2020 itibarıyla bu sayı 26.947.375 kilometrekareye (% 7,44) ulaştı.

-Türkiye karasularınınsa henüz %4’ü yasal koruma alanı statüsünde.

WWF-Türkiye Doğa Koruma Direktörü Dr. Sedat Kalem, doğal alan ve biyolojik çeşitlilik kaybındaki hızın alarm verici düzeyde; insanın geleceğinin de risk altında olduğunu söyledi ve uyardı: “Daha yaşanabilir bir dünya yolunda her şeyi tekrar rayına oturtabilmemiz için son şansımız 2030. Yani gelecek 10 yıl içerisinde kaydedeceğimiz ilerleme önümüzdeki yüzyılları şekillendirecek. Bu yeni 10 yılın başlangıcında kamu, iş dünyası ve sivil toplum arasında güçlü bir işbirliğinin hayata geçirilmesi şart.”

2030’a Kadar %30: Korumazsak Kaybederiz 1

Manyas Kuş Gölü.

Türkiye’ye göre, 2030’a kadar atılması gereken adımlar şöyle:

-Türkiye’de daha fazla sayıda ve daha geniş alana sahip (%30) bir korunan alanlar ağının oluşturulması; daha güçlü, daha iyi korunan alan yönetiminin gerçekleştirilmesi.

-Bu hedeflerin gerçekleşmesini sağlayacak, kapsayıcı, paydaş katılımına açık; bilimsel esaslarla, uluslararası doğa koruma sözleşmeleriyle ve AB doğa koruma direktifleriyle uyumlu bir çerçeve Doğa Koruma Kanunu’nun kabulü.

-Korunan alanların etkin yönetiminde önemli sıkıntılara yol açan parçalı kurumsal yapının giderilmesi. İlgili kurumların (Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü, Doğa Koruma Genel Müdürlüğü) birleştirilmesi suretiyle doğa korumadan sorumlu kurumlar arasında daha iyi eşgüdümün ve korunan alanlarda daha etkin denetim, koruma ve yönetimin sağlanması.

-Tür ve alan koruma/denetim çalışmalarından ziyaretçi hizmetlerine, yaban hayatı yönetiminden altyapı çalışmalarına, eğitim – araştırma - izleme faaliyetlerinden gönüllü ilişkilerine kadar geniş bir yelpazeyi içeren korunan alan yönetiminde etkinliğin artırılması için yerel düzeyde, daha güçlü mali ve idari olanaklara ve personele sahip alan bazlı yeni bir yapılanmanın gerçekleştirilmesi.

-Korunan alanlarda statü değişikliklerinden kaçınılması.