Yıl 1889, Küba bağımsızlık hareketinin öncülerinden şair ve yazar Jose Marti şöyle der: “Bir zamanlar, bir yolcu akşam saatlerinde Caracas’a vardığında, ayağının tozuyla, nerede yatacağını ya da nerede karnını doyuracağını değil, Bolivar’ın anıtına nasıl gidileceğini sorunca, meydandaki hoş kokulu uzun ağaçların yanı başında tek başına, diye yanıtlarlardı. Yolcu, gözyaşları yanaklarından süzülerek anıtın önünde durur, anıtı, evladına kucak açan bir baba gibi selamlardı. Yolcu haklıydı; çünkü biz Latin halkları Bolivar’ı kurtarıcı bir baba gibi sevmeli, saymalıyız. Bolivar ve onun izinden giden mücadele arkadaşlarının sayesindedir ki Latin Amerika halkları bağımsız ülkelerine kavuştular.” Bu cümlelerin üzerinden yüz yıl geçtiğinde, Venezuela için Bolivar’ın izinde büyük bir mücadele başlamıştı.
Venezuela’nın devrim tarihine Caracazo olarak geçen kanlı 4 Şubat 1992 günü Bolivarcı devrimin ilk kıvılcımları ateşlenir. And Dağları’nın yamacındaki küçük bir çiftçi köyü Sabaneta’da doğan Hugo Rafael Chavez, yurtsever Bolivarcı askerleri bir çatı altında toplayarak ayaklanmayı başlatır. Simon Bolivar’ın bağımsızlıkçı düşüncelerini savunan bu grup bazı şehirleri ele geçirse de Caracas’taki başkanlık sarayı kuşatmasında başarısız olur ve Chavez dahil yüz subay hapse gönderilir. Nitekim, Chavez’in “amacımıza ulaşamadık ama şimdilik” sözü, bu darbe girişiminden beş yıl sonra doğrulanacaktı. İki yıl hapis sonrası siyasi mücadeleye başlayan Chavez, Bolivarcı Beşinci Cumhuriyet hareketiyle girdiği seçimleri yüzde 58’lik destekle kazandı. Chavez, iktidara geldiği 1998 yılından ölümüne dek neoliberal yaptırımlara karşı halkçı ve sosyalist politikalar uyguladı. Venezuela sonrası Latin Amerika’da ardı ardına sol hükümetler başa geldi. Hayata geçirdikleriyle Venezuela’da da büyük destek alan Chavez, kendisine karşı yapılan 2002 yılındaki darbeyi de yoksul halkın başkent sokaklarına dökülmesiyle savuşturdu. Girdiği tüm seçimleri yüzde 50 üzerindeki halk desteğiyle kazanan Chavez, kanser nedeniyle hayatını kaybetmeden önce halefi olarak Nicholas Maduro’yu işaret etti. Ama Venezuela’ya gittiğinizde halen Chavez’in izlerini görebilirsiniz.

Devrimin ve kargaşanın başkenti Caracas, duvarlarındaki sokak resimleri ve posterlerle Chavez’in ölümünden sonra da devrim ruhunu yaşatıyor.
Devrimin Başkenti Caracas
Her başkentin kendine özgü bir kargaşası vardır. Genelde bürokrasinin getirdiği bir kargaşadır bu; Caracas’a ayak bastığımda karmaşık ama içinde devrimin dinamizmini yaşatan bir manzarayla karşılaştım. Dağların arasında bir vadide her şey iç içe. Yoksullaştırılanların evleri tepelere kolye gibi dizilmiş. Boru ve tellerin kargaşasıyla kaçak bağlanan su boruları her şeyi anlatıyor. Venezuela kendi başına bir dünya sanki. Bolivar’ın yüzü, devrimci yoldaşı Mustafa Kemal gibi her yerde!
Caracas günlerimde, Kültür Bakanlığı’nın düzenlediği Devrimin Başkenti adlı etkinliklerin bazılarına katılma şansım oldu. Caracas’ta yaşayan Fransız sosyolog Romain Migus ile Bolivar Plaza’nın en keyifli köşesi Cafe Venezuela’da buluştuk. Eva Golinger ile birlikte Sosyalizmin Sözlüğü ansiklopedisini yazan Romain’e “Bolivarcı devrim halka nasıl aktarılıyor, nasıl algılanıyor” diye sordum. Romain’in yanıtı şöyleydi: “Her evde kitaplık var. Fransız evlerinde yok bu kadar. Aydınlanmacı kitap ve gazeteler halkın ücretsiz okuyabilmesi için kültür merkezlerinde ve Bolivarcı devrim propagandalarının kesiksiz yapıldığı sokak köşelerinde dağıtılıyor.” Romain, tehdit altındaki devrim için son mesajında şöyle sesleniyordu: “Venezuela yeniden ateş ve kan altında. Devrim için gereken halk desteğinin yok edilmesi için Venezuelalılara cehennem azabı yaşatan ve vatandaşına ateş açan ABD ödenekli teröristler ülkeyi kuşattı. Bolivar ve Chavez’in ülkesinde tetiklenen olaylara önlem almak gerekiyor. Libya, Suriye ve Ukrayna’ya bakalım: Kendi çıkarlarına uymayan ülkeleri yok etmek için ABD İmparatorluğunun ne kadar kanlı bir vahşet uygulayabildiğini görürüz.”
Beş İstasyonlu Teleferik
Chavez, Caracas’ın karanlık ve şiddet dolu, şehrin öteki yüzü, barrio denen gecekondu mahallelerini aydınlık bir projeyle dönüştürmeye başlamıştı. Bir Chavez mucizesi gibi Caracas’ta sokak sokak tanık olduğum, beni çok heyecanlandıran bir projeydi bu! 1960’lı yıllardan bu yana kendi kaderine terk edilmiş San Agustin gecekondularına teleferik inşa edildi, yüksek tepelere kurulan ve kent merkezine zor ulaşan yoksul mahallelere devasa demir kablolar götürüldü. Kentin utanç tepeleri adını verdiği barrio’ları haritadan silmek isteyen Chavez, her gecekondu sakinine bir ev projesini başlattı. İmece usulüyle işsiz ve evsiz aileler, kent konseyinden ayrılan ödenekle karşılıksız ev sahibi yapıydı. Yoksullara okuma merkezlerine ve iş alanlarına varabilmeleri için ulaşım kolaylığı da sağlandı ve iki kilometre uzunluğunda bir teleferik inşa edildi. Sadece beş istasyon arasında gidip gelen teleferiğin vagonlarına verilen isimler şöyle: Özgürlük, Ahlak, Eşitlik, Sevgi ve Sosyal Sorumluluk.
Chavez’in bir efsaneye dönüşmesini sağlayan, tüm dış müdahale ve ambargolara rağmen direnen devrimin, temelinde birçok sosyal proje var. Tarım reformuyla Amerika’nın gıda emperyalizmine karşı GDO’lu yiyeceklerin üretimi ve ithali yasaklandı. Toprak ve Tarımın Gelişmesi, Gıda Egemenliği ve Güvenliği Yasası, Kolektif Tarım Üretimi Sağlığı, Ulusal Balık üretim Kontrolü yasaları uygulandı. Tarım ve çiftçiyi korumaya yönelik bu yasalar, çiftçilerin kendi toprak ve ürünlerini kontrol edebilmesi, ülkenin kendi gıda ürünlerini üretmesi ve kimyasal gübre ve toksik maddelerin kullanılmamasını hedefliyor.
Chavez’in bir diğer reformu eğitim alanında gerçekleşti. Bolivarcı ve çağdaş ileri eğitimin temel sayıldığı ücretsiz ordu üniversiteleri ve halk üniversiteleri kuruldu ve 1998 yılında 600 bin olan üniversite kapasitesi Chavez yönetimince 2011 yılında 1 milyon 800 bine ulaştı. Chavez’in öncülük yaptığı sosyal programlara halk arasında misyonlar deniyor. Örneğin sosyal programlardan Misyón Robinson sayesinde okuma yazma oranı yüzde yüze ulaştı, bu okullarda dinci Katolik eğitim yerine laik ilköğretim uygulanıyor. Mercal Misyonu ile GDO’suz ve organik gıda maddeleri taban fiyatlarıyla satılıyor.
Chavez, 1999’da göreve başladığından öldüğü güne kadar akıl hocası olarak tanımladığı Fidel Castro ile önemli işbirliklerine imza attı. Kalkınma yardımı, enerji kaynakları, bilgi teknolojisi değişimi, gıda üretimi, istihbarat servisleri ve askeri alanlarda işbirlikleri yürüten ikili, kendi ülkeleri için ucuza mal ettikleri ama götürdükleri ülke için büyük önem taşıyan hizmetleri değiştirerek birbirlerine destek oldu. Venezuela petrolüne karşılık Küba, fakirlik bölgelerinde sosyal hizmetler sunan doktorlar, spor antrenörleri, öğretmenler ve sanat eğitmenleri de dahil olmak üzere Venezuela’ya 50 bin civarında teknik eleman gönderdi. Küba’nın Barrio Adentro programı kapsamında Venezuela’ya doktor göndermesiyle varoşlara ve öte bölgelere ilk defa kamu hizmeti sunulmuş oldu. Misyon Barrio Adentro ile temel tıp servislerinin ücretsiz hizmete açılması, tıp alanında en son teknolojiyle donatılan, bedava halk kliniklerinin hayata geçirilmesi hedeflendi. Birleşmiş Milletler gözlemcilerinin yaptığı araştırmalara göre Chavez öncesi yüzde 63’lere varan aşırı yoksulluk, yarı yarıya yüzde 30’lara düştü. Kuşkusuz bu yüzden samba ve rumba ritimlerinin çatlak duvarlı evlerden duyulduğu getto sokaklarında, Chavez yanlısı grafiti sloganları her yerde.

Chavez’in önayak olduğu teleferik projesi sayesinde San Agustin gecekondularına, Caracas’ın en yoksul mahallelerine devasa demir kablolar uzandı. Yoksulların okul ve iş alanlarına ulaşım kolaylığı sağlayan iki kilometre uzunluğundaki teleferik, beş istasyonda duruyor. İstasyon isimleri şöyle: Özgürlük, Ahlak, Eşitlik, Sevgi ve Sosyal Sorumluluk.
Balık ve Petrol
Caracas’ın başkent terminalinden otobüsle pasifik kıyısına yola çıkıyorum. Kakao ve muz köylerinin içinden geçiyoruz. Pasifik kıyısındaki Cruz limanına vardığımda, petrol kentinin rafinelerinden yükselen alevler gün batımının kızıllığına karışıyor ve sarı sıcak bir görüntü beni benden alıyor. Geç varan otobüs yüzünden Margarita Adası’na giden son feribotu kaçırıyorum. Otobüs terminalinden otele varana kadar bir saat süren yolda yoksul kenar mahallelerden geçiyorum. Bir cumartesi akşamının şenliği çöplerin arasında bile kutlanıyor…
Şubat ayında karnaval hazırlığındaki adanın kendisi gibi alçakgönüllü limanına balık kokulu sepetlerle iniyorum. Adanın arka tarafında kalacağım Playa El Agua’ya geçiyorum. Güneş Villası adında, Kanada’dan bu pasifik cennetine yerleşen seksen yaşlarında ama mutlu bir amcanın çiftliğinde kalıyorum. Hindistancevizi ağaçlarının yelpazelediği tablo gibi sahilde gölgelerden yürüyorum. Margarita Adası’nı turlarken Chavez’in balıkçılar için yaptırdığı sahil villalarını görüyorum adanın güney ucunda.

Cruz şehrinden feribotla geçilen Karayip adası Margarita, tropikal cennet. Adada dünyanın en sıkı balıkçılık yönetmeliklerini uygulanıyor; trol avcılığı, mercanlara yakın avlanma, dinamit ve zehirli maddelerin kullanılması yasak.
Öte yandan, dünyanın ikinci büyük petrol üreticisi Venezuela’nın petrol bakanlığı, 15 Eylül 2017 günü tarihi bir kararla ilk defa ham petrol fiyatlarını Amerikan doları yerine Çin para birimi yuan ile listeledi. Maduro’nun tam bağımsız politikalarına paralel verilen kararda Petrol Bakanı Rogers, “ABD’nin petro-dolar zulmünden bağımsız olarak yeni stratejiler uygulayacağız” açıklamasını yaptı. Kaynağın laneti denen bir tanım vardır; dünyada petrol ve yeraltı zenginliklerine sahip birçok ülke yoksulluk ve savaşla mücadele ediyor. Venezuela için de bugün petrolün laneti yaşanıyor denebilir. Petrol kaynaklarını ele geçirmeye çalışan tekellere karşı Bolivarcı Venezuela hükümeti direniyor.

Referandum öncesinde, Margarita Adası’ndaki kilisenin önündeki meydanda Katolikler, Chavista hükümetine karşı protesto gösterisinde.
Aslında petrolün yuan para cinsinden fiyatlanması gibi süregiden düzene aykırı uygulamalar ilk değil. Chavez, göreve gelir gelmez, ABD ve Avrupa bankalarındaki 221 tondan fazla altın rezervini geri almaya başlamıştı. Chavez, ABD’nin dayattığı Amerikalar Serbest Ticaret Anlaşması’nı onaylamayı reddetmiş ve alternatif olarak Güney Amerika ülkelerinin ekonomik ve sosyal entegrasyonunu uygulamıştı. Latin Amerika ülkelerinin İspanyol sömürgeciliğinden kurtarılmasına öncülük eden Simon Bolivar, bütün kıtayı tek çatı altında birleştirmek amacıyla 1820 yılında Panama’da bir konferans toplamıştı. Aradan 200 yıl geçtikten sonra, bu defa Venezuela Cumhurbaşkanı Hugo Chavez’in öncülüğünde birleşen 33 Latin ülke CELAC zirvesiyle Bolivar’ın düşünü hayata geçirmişti. Bölgesel işbirliğini derinleştirmeyi hedefleyen topluluğun kuruluş bildirisinde, Latin Amerika birlik ve kardeşliğinin büyük önem taşıdığı belirtiliyordu. Tabii ki temel hedef dış müdahalelerin olmadığı bir bölgede yaşamaktı.

Caracas’ın tüm sokakları, şehrin ana meydanı Plaza Bolivar’a çıkar. 1950-70 model klasik arabaların ameliyat edildiği petrol kokan tamirhanelerden geçerek grafiti yağlı boyalı sıvasız komün evlerine, yaşam atölyelerine misafir olursunuz.
Ambargoların Ardında Venezuela
ABD Başkanı Donald Trump, 19 Eylül 2017’deki BM Genel Kurulu toplantısında, Venezuela hükümeti otoriter yönetimi dayatmaya devam ederse başka adımlar da atabiliriz, diyerek ülkeyi tehdit etti. Aslında Venezuela uzun süredir bu tehditlerle ve hatta yaptırımlarla yaşıyor. Chavez’in Venezuela’nın Sevgilisi” ilan ettiği Eva Golinger, Türkçeye de çevrilen Chavez Şifresi adlı kitabında, ABD hükümeti desteğiyle gerçekleşen müdahaleleri anlatıyor. Kitabın Türkçeye çevrildiği günlerde Eva ile bir söyleşi gerçekleştirmiştik. Eva, kitapta bazı belgeleri açığa çıkardığı için ölüm tehditleri bile aldı. Kitap, ABD’deki Bilgi Edinme Özgürlüğü Yasası kapsamında gizliliği kaldırılan belgelerde ABD-Venezuela arasındaki tüm yazışmaları ve Demokrasi için Ulusal Yardım (NED) projelerini mercek altına alıyor. Eva Golinger, ABD diplomatik olarak inkâr etse de belgelerle açıkça darbenin arkasında olduğunu ispatlıyor. Venezuela’da yalan haberlerin yayılması, bazı siyasetçilerin ve ordu mensuplarının satın alınması gibi her türlü yol deneniyor.

Başkentin, sarı sıcak arka sokaklarından birinde yürürken akordeon sesinin geldiği bir avluya kafamı soktum. Biraz İngilizce biraz İspanyolca anlaşarak bu müzik odasında buldum kendimi.
Teslim Olmak Yok
Venezuela’ya yapılan yıldırıcı ambargolar sonucu oluşan gıda kıtlığı, hiper-enflasyon ve çete savaşlarından kaynaklanan sorunlar sonucu binlerce insan sokak protestolarına başladı. Chavez ve Maduro hükümetlerine karşı yapılan darbe girişimlerinde binlerce kişi hayatını kaybetti. Venezuela’da ABD emperyalizminden bağımsız bir ekonomi mümkün, diyen Başkan Maduro, her ne kadar halk tarafından Chavez gibi sevilmese de Chavistaların çoğunun desteğini alıyor. Caracas’ın La Vega mahallesinde yaşayan Zulibel Rivas, BBC’ye verdiği röportajda son dönemde yaşanan olayları terörist ve emperyalist aşırı sağın şiddeti olarak gördüğünü söylüyor.

Amerika’nın son dönemdeki tehditlerine Venezuela’dan da cevap geliyor. Başkan Maduro’nun oğlu Nicolas Maduro Guerra, Trump’a şöyle seslendi: “Venezuela toprağına asker yollarsanız, biz de tüfeklerimizle New York’a gelir sonra Beyaz Saray’ı alırız!”
Venezuela’ya yönelik tehditler Chavez başa geçtiği ilk günden bu yana devam ediyor. Chavez’in dostu ve destekçisi Fidel Castro da ABD Başkanı Obama’yı şu şekilde eleştirmişti: “ABD müdahalesi, Venezuela’yı kan denizine dönüştürür. Fakat bu kan sadece Venezuelalıların olmaz. Venezuela’nın kanı aynı zamanda Ekvador, Brezilya, Arjantin, Bolivya, Şili, Uruguay, tüm Orta Amerika, Dominik ve Küba’nın kanıdır...”
Chavez’in en büyük silahı halkıydı. Halkına güvendi ve halkını Bolivarcılık çatısı altında örgütledi. Venezuela’ya yapılan müdahalelere karşı Chavez’in atadığı yeni başkan, eski halk otobüsü şoförü Maduro da halka güveniyor ve onlara şöyle sesleniyor: “Bolivar’ın ülkesinde kimse teslim olmaz! ABD hegemonyası yenilecek, Latin Amerika kazanacak.”
MAGMA KASIM 2017 / SAYI: 30