İnsan yüzyıllardır okyanusları haritaların kenarında duran, insan yaşamından yalıtılmış ve ne kadar kirletilirse kirletilsin temiz kalacak dipsiz bir kuyu gibi gördü. Ancak bilim bize aksini söylüyor: Dünyanın yüzde 70’ini kaplayan okyanus ve deniz alanları gezegenin yaşanabilir olması için gerekli iklim döngüsünün ana düzenleyicisi. Bu alanlar biyo-çeşitlilik ve binlerce insanı besleyen ekonomik faaliyet açısından da çok kritik.
Bu yıl Birleşmiş Milletler’in belirlediği "Yeniden Hayal Et" (Reimagine) teması, tam da bu yapay mesafeyi ortadan kaldırmayı amaçlıyor. Bizler okyanusun sunduğu cömert kaynakların pasif tüketicileri değil, onun geleceğini belirleyecek aktif koruyucuları olmak zorundayız. Çünkü açık denizlerde nefes alan her bir mikroskobik canlı, karadaki yaşamın devamlılığı anlamına geliyor.
30×30 Hedefi ve Güçlü Deniz Koruma Alanları
Gezegenimizin yüzde 70'inden fazlasını kaplayan bu mavi örtü, bugün insan baskısı nedeniyle tarihinin en büyük krizini yaşıyor. Büyük balık popülasyonlarının yüzde 90'ı tükendi ve mercan resiflerinin yarısı şimdiden yok oldu. Çözüm ise sınırları aşan ortak bir iradeden geçiyor.
Bu yılki küresel etkinliklerin ve panellerin kalbinde, uluslararası hukukun dönüm noktası olan BBNJ (Açık Denizlerin Korunması Antlaşması) ve "Güçlü Deniz Koruma Alanları" (MPAs) vizyonu yer alıyor. Dünya genelinde biyolojik çeşitliliği kurtarmak adına, 2030 yılına kadar okyanusların ve karaların en az yüzde 30'unun koruma altına alınmasını öngören küresel "30×30" taahhüdü, artık bir niyet beyanından öteye geçip yasal ve somut bir uygulamaya dönüşmek zorunda. Deniz koruma alanları, denizlerin milli parklarıdır; buralarda insan faaliyetleri sınırlandırılarak ekosistemin kendini iyileştirmesine fırsat sağlamamız gerekiyor.

Zanzibar / Fotoğraf: Mert Gökalp
Coğrafyanın Mavi Sınırları
Okyanusların korunması sadece kıyı ülkelerinin değil, tüm insanlığın sorumluluğunda. Ancak coğrafi olarak bakıldığında sorumluluğun büyük kısmı doğrudan suya dokunan ülkelere düşüyor. Dünyada bugün 150'den fazla ülkenin okyanuslara veya okyanuslarla doğrudan bağlantılı açık denizlere kıyısı bulunuyor. Küresel ölçekte sadece 44 ülke tamamen karaların ortasında kalmış (kara ülkesi) durumda.
Rusya, Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri gibi devler aynı anda üç farklı okyanusa (Büyük Okyanus, Atlantik ve Arktik) kıyısı olan coğrafi merkezler olarak öne çıkarken, irili ufaklı onlarca ada devleti ekonomilerini tamamen bu suların sağlığına (Mavi Ekonomi) dayandırıyor. Okyanus tabanlı endüstrilerin çok yakın bir gelecekte dünya genelinde 40 milyon insana istihdam sağlaması bekleniyor. Dolayısıyla deniz sınırlarını korumak, artık sadece egemenlik değil, küresel bir varoluş mücadelesi.