Fırtına

Yelkenimiz parçalanmışsa denizin ortasında bir fırtınadan, denizi anlamaktan başka elden ne gelir.

Ne tuhaf, anlamaya başlama anımız, tam da acı ve korkuları yenmeye başlama anımız olur.

Usulca beliren ve giderek çoğalacak sevincimizin kaynağı da bu ıstırap anıdır.

Gezegen, tüm dünya, Anadolu, kadim şehirlerimiz böyle bir zamandan geçiyor.

Kollarımız koparılırken. Damarlarımız tıkanırken, gözlerimiz oyulurken bedenimizi anlamaya başlıyoruz.

Çocukluğumun yazları Fırtına Vadisi’nde, o vadiye komşu yamaçlarda geçti, o vadinin derelerinde sabahın ilk ışıklarından gün batana değin susamuru gibi oynardık. Sonra da İstanbul’da bütün kış, o dereleri özlerdim.

Fırtına Deresi’ni tersten izlersek eğer, Karadeniz kıyı çizgisinden başlayıp iç kısımlara doğru birden çok kola ayrılmamız gerekir. Durak, Hemşin, Hala, Palovit, Elevit ve Tunca dereleridir bunlar, her bir isim gizemli zamanları fısıldar bize. Kaçkar Dağları’nın kuzey yamaçlarına kadar uzanmasıyla oluşuyor vadi. Yamaçlarında, kızılağaç alüviyal akarsu ormanları, doğu kayını gibi geniş yapraklı ılıman ormanlar, iğne yapraklı doğu ladini ormanları, yine yapraklı ve karışık ormanlar, geniş alpin çayırlıklar ve kayalık habitatlar, nadir şimşir ormanları gibi Doğu Karadeniz’e özgü bütün mucizeleri burada bulur, bulmak isteyen. Bu yüzdendir ki, Fırtına Vadisi ormanları,  dünyada korumada öncelikli yüz alandan biridir. Ayrıca bölge doğal sit alanı yani dokunulmaz, yapılaşma olamaz, inşaat yapılamaz, yol yapılamaz.

Vadinin derinliğinde bir fırtınada yönümüzü yitirmişsek, ne gelir elimizden dağı anlamaktan başka.

Dilim varmıyor ama, Fırtına yok edilirse, bizi bekleyen fırtınadan kimse kaçamaz.

 

İçimde bir göçebe var.

magmaabone.com

magmadergisi.com