Otuz yılı aşkın süredir devam eden iklim müzakereleri, bize artık şunu gösteriyor: Sorunları tanımlamakta, hedefler koymakta ve sözler vermekte oldukça başarılıyız. Ama sıra bu sözleri hayata geçirmeye geldiğinde aynı kararlılığı gösteremiyoruz. Fosil yakıtlardan çıkış erteleniyor, iklim finansmanının nasıl ve kim tarafından sağlanacağı tartışılıyor, ekosistemler tahrip edilmeye devam ediyor.
Magma Yeryüzü’nün özel sayısında birçok değerli isimle COP31’i değerlendirdik. Rio’dan Antalya’ya uzanan iklim diplomasisinin tarihini ve birikmiş sorunlarını ele aldık. Gençlerin beklentilerini, İklim Ağı’nın taleplerini, COP31 Gençlik İklim Şampiyonu Sally Higgins’in görüşlerini ve resmi müzakere masalarının dışında kurulacak Halkların İklim Zirvesi’nin çağrısını sayfalarımıza taşıdık.
İklim finansmanındaki 1,3 trilyon dolarlık soruyu, fosil yakıtlardan çıkışın önündeki engelleri, elektrifikasyonun vaatlerini ve sınırlarını, metan salımlarını ve Türkiye’nin kuraklıkla değişen coğrafyasını inceledik. İklim krizinin biyolojik çeşitlilik üzerindeki etkilerini, denizlerin ve balıkçılığın geleceğini, mavi karbonun finansallaşmasını, biyoçeşitlilik ofsetinin sınırlarını ve doğanın haklarını tartışmaya açtık.
Norveç’in 70. kuzey paralelinde ısınan kutupları, Endonezya’nın Kalimantan bölgesinde kömür ve palmiye plantasyonları arasında sıkışan ormanları, iklim kriziyle derinleşen göçleri ve savaşların görünmeyen karbon maliyetini de anlattık. Topraksız tarımın sunduğu gelecek vaadini sorguladık; denizlerimizdeki balıkların nasıl tükenme noktasına geldiğine baktık.
Çünkü iklim krizi yalnızca atmosferdeki karbon miktarından ibaret değil. Toprağın, suyun, ormanların, denizlerin, canlıların ve insanların geleceği aynı hikâyenin parçaları.
COP31 Antalya’da başlayacak. Bu kez gerçekten ne değişecek, hep birlikte göreceğiz.
MAGMA YERYÜZÜ ÖZEL SAYISINDA NELER VAR?
70. PARLELDE 30 DERECE / KUZEY ISINIYOR
Bir yanda hızla geri çekilen buzullar ve ısınan Arktik, diğer yanda hidroelektrik, rüzgâr enerjisi ve elektrikli ulaşım… Magma fotoğrafçısı Tamer Tamar’ın Norveç’in 70. kuzey paralelinde tanık olduğu manzaralar, iklim krizinin ve enerji dönüşümünün aynı coğrafyada nasıl yan yana geldiğini gösteriyor.
Yazı ve fotoğraflar: Tamer Tamar

ELEKTRİFİKASYON / FOSİL ÇAĞINDAN ELEKTRİK ÇAĞINA
Türkiye, COP31’de elektriğin küresel nihai enerji tüketimindeki payını 2035’e kadar yüzde 35’e çıkarma hedefini gündeme taşıyor. Ancak elektrifikasyonun iklim çözümüne dönüşmesi, elektriğin nasıl üretildiği kadar ne için ne kadar tüketildiğine de bağlı.
Yazı: Özgür Gürbüz

Fotoğraf: Tolga İldun
COP31’İN KRİTİK AYRIMI: METAN MI KARBON MU?
Metan salımlarını hızla azaltmak, yakın dönemde küresel ısınmanın hızını yavaşlatabilir. Ancak bu, karbon salımlarını azaltmanın ve fosil yakıtlardan çıkışın yerini tutmaz. COP31’in kritik sorusu da burada ortaya çıkıyor: Metan azaltımı iklim dönüşümünü hızlandıracak mı, yoksa fosil yakıtlardan çıkışı ertelemenin bahanesine mi dönüşecek?
Yazı: Prof. Dr. Murat Türkeş / Fotoğraflar: Tolga İldun

1,3 TRİLYON DOLARLIK SORU: KİM ÖDEYECEK
Gelişmiş ülkelerin tarihsel sorumluluğuna dayanan iklim finansmanı, zamanla Kuzey’in karbon borcunu Güney’in finansal borcuna dönüştürdü. İklim krizine en az katkıda bulunan ülkeler, yıkımın bedelini öderken dönüşümün finansal risklerini de üstleniyor.
Yazı: Prof. Dr. Ebru Voyvoda

Fotoğraf: Özcan Yüksek
YEŞİL FİNANSIN SINIRLARI
İklim dönüşümü için kaynak yaratmak tek başına yeterli değil. Sermayeye erişimdeki eşitsizlikler ve risklerin adaletsiz paylaşımı, dönüşümün maliyetini gelişmekte olan ülkelere ve küçük işletmelere yüklüyor. Türkiye için temel soru, bu maliyetin kim tarafından üstlenileceği...
Yazı: Doç. Dr. İlhan Can Özen

Fotoğraf: Hakan Deliç
İKLİM GÖÇÜ: MÜLTECİ Mİ, GÖÇMEN Mİ?
Çevresel nedenlerle yerinden edilenleri tanımlayan “çevresel mülteci” kavramı, uluslararası hukukta tanınmış bir mülteci statüsüne karşılık gelmiyor. Savaş, yoksulluk ve çevre tahribatı iç içe geçmişken hukuk bunları ayrı nedenler olarak ele alıyor. Kalıcı ve adil çözümler için bu ayrımın nedenlerini ve kimin yararına işlediğini sorgulamak gerekiyor.
Yazı: Arş. Gör. Elif Genç

ENDONEZYA, KALİMANTAN: KÖMÜR, PALMİYE, KÜL
Bir zamanlar uçsuz bucaksız ormanlarıyla anılan Kalimantan’da kömür madenleri, kereste yolları ve palmiye plantasyonları doğayı kuşatıyor. Kurutulan turbalıklar yangınlarla birlikte dev bir karbon kaynağına dönüşürken, yerel topluluklar ormanlarını korumaya çalışıyor.
Yazı ve Fotoğraflar: Tamer Tamar

TÜRKİYE: KURAKLIĞIN YENİ COĞRASI
İklim değişikliğiyle birlikte Türkiye’de kuraklık artık yalnızca yağışın azalması değil; iklim kuşaklarının yer değiştirdiği, havzaların susadığı ve çölleşme riskinin büyüdüğü yeni bir coğrafi gerçeklik.
Yazı: Prof. Dr. Murat Türkeş

Fotoğraf: Tolga İldun
TOPRAKTAN “KURTULMAK”
Topraksız tarım, iklim krizine ve su kıtlığına çözüm olarak sunuluyor. Ancak toprağın yerini enerjiye ve teknolojiye bırakan bu model, ekolojik sorunları yeniden üretebilir. Toprağı aşılması gereken bir engel olarak tanımlamak, bu ekolojik yıkıma bizleri sürükleyen insan merkezli düşüncenin başka bir izdüşümü.
Yazı: Arş. Gör. Buse Akkaya

İKLİM MÜZAKERELERİ: MASADA DOĞA YOK
COP zirvelerinde iklim adaleti karbon bütçeleri ve finansman pazarlıklarına sıkışırken doğa metalaştırılıyor, sivil toplum ise göstermelik katılımın ötesinde karar mekanizmalarının gerçek bir aktörü olamıyor. İklim diplomasisi iklimi belirleyen doğayı mı
korumak istiyor, yoksa doğayı feda ederek mevcut ekonomik düzeni sürdürülebilir kılmayı mı hedefliyor?
Yazı: Dicle Tuba Kılıç

İKLİM KRİZİ: HAYATTA KİM KALACAK?
Türkiye’de iklim krizi; kuşların göç takviminden deniz canlılarının dağılımına, dağ ekosistemlerinden Anadolu bozkırlarına kadar doğanın dengesini değiştiriyor. Hayvan bilimci Prof. Dr. Ahmet Karataş, bilimsel çalışmaları ve saha gözlemleri ışığında, değişen iklimin Türkiye’nin biyolojik çeşitliliğini nasıl etkileyeceğini ve hangi türlerin hayatta kalma mücadelesi vereceğini Magma için yazdı.
Yazı ve Fotoğraflar: Prof. Dr. Ahmet Karataş
BİOÇEŞİTLİLİK OFSETİ: DOĞANIN HESABI KAPANIR MI?
Anadolu’yu bir uçtan diğer uca kat eden devasa doğal gaz hatları,
karayolları, barajlar gibi mega projeler karşısında yaban hayatını korumak neredeyse imkânsız. Doğanın hesabı bir muhasebe defteri gibi kapanmıyor: örneğin yok olan 10 hektarlık bir sulak alanın yerine başka bir yerde 10 hektar sulak alan koymak, kaybı silmiyor. Kuş bilimci Süreyya İsfendiyaroğlu, önlenemeyen kayıpları başka yerlerde dengelemeyi amaçlayan biyoçeşitlilik ofsetinin doğayı tahrip etme izni değil, önce kaçınmak, sonra azaltmak, sonra onarmak gibi bir sıranın son basamağı olduğunu anlattı.
Yazı: Süreyya İsfendiyaroğlu

MAVİ KARBON YEŞİL ÇIKMAZ
Akdeniz’in sualtı çayırları, tropik ormanlardan katbekat fazla karbon depolama kapasiteleriyle Mavi Karbon’un küresel finans piyasalarındaki gözde varlıklarına dönüşüyor. Peki doğayı koruma hedefiyle finans kurumları ve çevre örgütleri arasında kurulan bu ortaklık, ekosistemleri korumak yerine onları metalaştıran yeni bir mavi aklama biçimine dönüşebilir mi?
Yazı ve Fotoğraflar: Mert Gökalp

BALIKÇILIK: DENİZİ BİTİRMEK
Türkiye’de avlanan balıkların yüzde 90’ının yalnızca dört küçük pelajik türden oluşması denizlerimizdeki dengenin ne kadar bozulduğunu gösteriyor. Prof. Dr. Mustafa Sarı, bir balıkçı teknesinde avın nasıl yapıldığını, balık halinde hangi balıkların nasıl satıldığını izleyerek bu sorunun peşine düştü.
Yazı: Prof. Dr. Mustafa Sarı / Fotoğraflar: Mert Gökalp

ÖZEL EK: RİO’DAN ANTALYA’YA
İklim Diplomasisinin Evrimi ve COP31 Sınavı
Rio’da 1992 yılında temelleri atılan küresel iklim rejimi, 30 yılı aşkın sürede bilimsel uzlaşmadan siyasi güç mücadelelerine evrildi. Türkiye’yi temsilen Rio Dünya Zirvesi’ne katılan Nuran Talu, Rio’dan Antalya’ya uzanan iklim zirvelerinin evrimini Magma için kaleme aldı.
Yazı: Dr. Nuran Talu, İklim Değişikliği Politikaları Analisti
