Eğitim bakanlıkları ve okullar uzaktan eğitim verebilmek için farklı çevrimiçi ortamlardan yararlanıyor. Ne var ki sanal eğitime bu ani geçiş özellikle internet kullanımı ya da sınıfın bir ekran ve mikrofon aracılığıyla yönetimi açısından yetkin olmayan öğretmenleri zorlayıp müfredatı aksatabiliyor. Diğer yandan, çevrimiçi eğitime ilk geçildiği zamanlarda böyle bir kargaşa yaşanması doğal. Üstelik sanal bir sınıf çeşitli avantajlara da sahip. Uzaktan eğitim sayesinde özellikle büyük kentlerde öğrenciler toplu taşımaya binme ya da kutu gibi sınıflara, tuvaletlere ya da kafeteryalara doluşma kaygısı yaşamadan derslerine katılabiliyor. Soğuk algınlığı veya alerji geçirirken bile sınıflarında “oturabiliyor.” Diğer yandan, sanal eğitimin bazı yetersizlikleri de yok değil. Örneğin müzik ve dans gibi sanat içerikli dersleri çevrimiçi öğretmek kimya da ekonomi öğretmekten daha zor. Film çekimi veya tiyatro derslerinde fiziksel bedenlerin yakın olması gerekiyor. Hatta yaratıcı yazma derslerinde duygusal anlarda öğrencinin gözlerinin içine bakmadan yanıt vermek öğretmen için güç olabiliyor. Ekran çok sayıda kişinin birbiriyle eş zamanlı sohbetini zorlaştıran duygusal bir engel gibi; kendinizi boşluğa konuşur gibi hissettiğinizde kendi sözcükleriniz de size boş gelebiliyor.

Korona Günlerinde Eğitim 1

Birkaç on yıldır üniversitelerde çevrimiçi eğitim oldukça yaygın. Özellikle çevrimiçi MBA programları gözde; sanal konferanslara katılımı ya da uzaktan işbirliğini gerektiren bir uzmanlık için bu pek de şaşırtıcı olmasa gerek. Üniversiteler çağın gerekliliklerine uyum sağlamak ve sınırları aşmak için artık pek çok alanda çevrimiçi yüksek lisans hatta lisans programı sunuyor. Bununla beraber, çevrimiçi eğitim gören bir öğrencinin öğrenme isteği ve dikkati çok daha fazla olmalı. İnternette gezinmek, telefonda mesaj yazmak, arka planda dizi izlemek, bir şeyler atıştırmak ya da kanepede uzanmak varken piksellerden ibaret bir ekrana odaklanmak çok daha zor. Mevcut internet tabanlı seminer ortamları gerçek bir salonda deneyimlediğiniz gerçek etkileşimi sağlamaktan çok uzak. Teknolojik kısıtlılıklar nedeniyle, örneğin arka plan gürültülerinden kaçınmak için mikrofonlarını kapamaları istenen katılımcılar “el kaldırma” işlevi de yeterince dikkat çekmeyince sohbete hızlıca katılamayabiliyor. Oysa gerçek bir sınıf sürprizlerle, fırsatlarla dolu. Öğrenci olmak demek, yoğun göz teması altındayken bir eleştiriyi dile getirmeyi ya da her kafadan bir ses çıktığında ters düşen fikirleri uzlaştırmayı öğrenmek de demek. Belki de en önemlisi bunları öğrenmek. Tüm bunlara rağmen COVID-19 salgını nedeniyle isabetli bir şekilde uygulamaya koyulan uzaktan eğitim bir yandan aksaklık ve eksikliklere yol açarken diğer yandan öğretmen ve öğrencilerin uyum yeteneğini, sabrını ve dayanıklılığını artırarak onları gelecek olası başka zor günlere hazırlayacak.