24 Şubat Salı günü başlayacak TBMM Genel Kurulu, Milli Parklar Kanunu ve Bazı Kanunlar ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin görüşmelerine devam edecek. İlk 5 maddesi kabul edilen teklif, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün (DKMP) yetkilerini genişletirken, korunan alanların yönetiminde ekonomik işletme mantığını öne çıkarıyor. Çevre hukukçuları ve ekoloji örgütleri düzenlemenin, milli parkları ve tabiat alanlarını koruma statüsünden çıkarıp gelir üreten alanlara dönüştürme riski taşıdığı görüşünde. Muhalefet, bu teklifin milli parkları "koruma alanı" olmaktan çıkarıp "işletme alanına" dönüştürdüğünü, Anayasa'nın 168. ve 169. maddelerindeki devletin koruma yükümlülüğüne aykırı olduğunu vurguluyor. İlk 5 maddesi kabul edilen teklif 30 maddeden oluşuyor.
Kabul Edilen Madde 5 Ne Anlama Geliyor?
TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen 5. maddeyle, milli parklar ve tabiat parklarında yapılaşma ve altyapı yatırımlarına ilişkin en kritik eşiklerden biri aşılmış oldu. Düzenlemeye göre; milli park ve tabiat parklarında, planlara uygun olmak ve kamu yararı ile zaruret bulunması koşuluyla, ulaşım, elektrik iletim ve nakil hatları, petrol ve doğalgaz boru hatları, trafo, haberleşme, su, termal su ve atık su altyapıları ile bunlara ilişkin yapı ve tesislerin yapılması için gerçek kişiler ve özel hukuk tüzel kişileri lehine (özel şirketler dahil) Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından izin verilebilecek. Maddeyle birlikte, korunan alanlarda bugüne kadar istisnai kabul edilen birçok altyapı faaliyeti, “kamu yararı” ve “zaruret” kriterleriyle yasal çerçeve içine alınmış oldu. Bu durum, enerji ve ulaştırma başta olmak üzere büyük ölçekli altyapı projelerinin milli park sınırları içinde daha kolay gündeme gelmesinin önünü açıyor.
Düzenlemenin en tartışmalı yönlerinden biri ise planlama istisnası. Kabul edilen maddeye göre, içme suyu temini açısından aciliyet gösteren ve kamu yararı bakımından vazgeçilmez, kesin zorunluluk arz eden tesisler için uzun devreli gelişme planı veya gelişme planı şartı aranmayacak. Bu tesisler, ilgili kurumların görüşleri alındıktan sonra sonradan planlara işlenecek. Ayrıca, bu izinlerin hangi koşullarda verileceğine ilişkin usul ve esasların Genel Müdürlük tarafından çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenmesi, karar süreçlerinin büyük ölçüde idarenin takdirine bırakılması anlamına geliyor.
Çevre hukukçuları ve doğa koruma örgütleri, kabul edilen bu maddeyle birlikte, milli parkların ve tabiat parklarının “mutlak koruma alanı” niteliğinin zayıfladığını; enerji, altyapı ve yatırım projeleri karşısında daha kırılgan hale geldiğini vurguluyor.
Koruma Alanlarında “Gelir Baskısı”
Kabul edilen maddelere göre DKMP, görev alanıyla ilgili döner sermayeli işletmeler kurabilecek. Üstelik bu işletmelere tahsis edilen sermayenin beş katına kadar artırılmasına Cumhurbaşkanı yetkili olacak. Bu düzenleme, milli parklar ve tabiat alanlarında: Ziyaretçi sayısının ekolojik taşıma kapasitesi gözetilmeden artırılması, ekoturizm adı altında yapılaşmanın yaygınlaşması, koruma kararlarının ekonomik getiriye göre şekillenmesi risklerini beraberinde getiriyor. Koruma alanlarında gelir üretme baskısının artması, doğrudan ekosistem bütünlüğünü ve hassas türleri tehdit edebilecek bir dönüşüme yol açmasından endişe ediliyor.
“Kamu Yararı” Kavramının Muğlaklığı
İlk 5 maddede sıkça geçen “kamu yararı” ve “zorunluluk” ifadeleri açık biçimde tanımlanmıyor. Bu belirsizlik: Turizm, enerji, altyapı yatırımları gibi projelerin korunan alanlarda daha kolay izin almasının önünü açabileceğinden endişe ediliyor. Çevre hukukunda net sınırları çizilmemiş kamu yararı tanımları, geçmişte birçok doğa tahribatının gerekçesi olarak kullanılmıştı.
ÇED Zorunluluğunun Açıkça Yer Almaması
Teklifte, korunan alanlarda yapılacak tesis ve faaliyetler için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) zorunluluğuna dair açık ve bağlayıcı bir hüküm bulunmaması, en kritik çevresel risklerden biri olarak öne çıkıyor. Bu eksiklik, ekosistemler üzerinde geri dönüşü olmayan tahribatların önünü açabilir.
Tartışmalı Maddeler
Teklifin 6. maddesiyle, milli parklar ve diğer korunan alanlarda yapılacak uygulamalara ilişkin planlama, izin ve değerlendirme süreçleri büyük ölçüde Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün yetki alanına bırakılıyor. Böylece, farklı kurumların dengeleyici rolü zayıflarken, karar alma süreçleri daha merkezi ve kapalı bir yapıya kavuşuyor. Bu düzenleme, korunan alanlarda yapılacak müdahalelerin çok aktörlü ve bilimsel denetime açık bir süreçten ziyade, idari takdirle şekillenmesi riskini beraberinde getiriyor.
7. maddeyle, milli parklar ve korunan alanlarda kanuna aykırı yapı ve tesislerin mahkeme kararı beklenmeden Genel Müdürlük tarafından derhal yıkılabilmesinin önü açılıyor. İlk bakışta doğa lehine gibi görünen bu düzenleme, hangi yapının “kaçak” sayılacağına ilişkin değerlendirme yetkisinin tamamen idareye bırakılması nedeniyle tartışmalı. Özellikle Madde 5 ile izin verilen altyapı yatırımları düşünüldüğünde, bu yetkinin seçici uygulanabileceği ve yerel halkın yapılarının daha kolay hedef alınabileceği eleştirileri yapılıyor.
8. maddeyle, korunan alanlardaki denetim ve koruma faaliyetleri orman muhafaza memurlarıyla sınırlı olmaktan çıkarılıyor; av ve doğa koruma memurları ile saha bekçileri de bu yetkilere dahil ediliyor. Yetki genişlemesi, sahadaki insan gücünü artırma iddiası taşısa da, bu personelin görev, yetki ve sorumluluklarının yönetmeliklerle belirlenecek olması, uygulamada keyfiyet ve standart farklılıkları doğurabileceği yönünde endişelere neden oluyor.
9. madde, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’ne döner sermayeli işletmeler kurma yetkisi veriyor. Gerekçe, korunan alanların bakım-onarımı, ziyaretçi yönetimi ve ekoturizm faaliyetlerinin finansal sürdürülebilirliği. Ancak bu düzenleme, korunan alanların kamusal değer olmaktan çıkarılarak gelir üretmesi gereken alanlar olarak görülmesi riskini barındırıyor. Ziyaretçi sayısının ve ticari faaliyetlerin artması, ekosistem üzerindeki baskıyı artırabilecek yapısal bir dönüşüme işaret ediyor.
10. maddeyle Genel Müdürlüğün gelir kaynakları yeniden düzenleniyor. Giriş ücretleri, idari para cezaları ve çeşitli hizmet bedelleri kurumsal bütçenin temel unsurları haline geliyor. Bu durum, koruma ile gelir üretimi arasında doğrudan bir bağ kurulması anlamına geliyor. Çevre örgütleri, koruma kararlarının mali kaygılarla gölgelenebileceği uyarısında bulunuyor.
13–16. maddelerle, milli parklar ve korunan alanlar içindeki turizm yatırımlarına ilişkin izin süreçleri, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan alınarak Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’ne devrediliyor. Yetki devri, bürokratik sadeleşme olarak sunulsa da, turizm baskısının doğrudan koruma kurumunun insiyatifine bırakılması, koruma–kullanma dengesinin kullanma lehine bozulabileceği endişesini güçlendiriyor.
Türkiye Ormancılar Derneği'nin Basın Açıklaması
MİLLİ PARKLAR KANUNU TEKLİFİ GERİ ÇEKİLMELİDİR
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşülmekte olan Milli Parklar Kanunu’nda değişiklik öngören teklif, ülkemizin en değerli doğal alanlarını korumak yerine, bu alanları turizm, enerji, madencilik ve ticari faaliyetlere açan bir anlayışla hazırlanmıştır. Teklif; Anayasa hükümleriyle, uluslararası sözleşmelerle ve doğa koruma hukukunun temel ilkeleriyle açık biçimde çelişmektedir. Türkiye Ormancılar Derneği olarak uyarıyoruz: Bu düzenleme, milli parkları “koruma alanı” olmaktan çıkarıp “işletme alanına” dönüştürmektedir.
Anayasal Koruma Zayıflatılıyor
Teklifin 5. ve 6. maddeleriyle milli park, tabiat parkı ve tabiatı koruma alanlarında; ulaşım, enerji iletim hatları, altyapı tesisleri ve çeşitli yapıların yapılmasına izin verilebilmekte, hatta bu alanların yönetimi özel şirketlere devredilebilmektedir. Oysa:
* Anayasa’nın 169. maddesi, devlet ormanlarının ve korunan alanların devletçe yönetilmesini ve işletilmesini zorunlu kılar.
* Anayasa’nın 63. maddesi, tabiat varlıklarının korunmasını devletin görevi olarak tanımlar.
*Anayasa’nın 168. maddesi, doğal varlıkların kamu mülkiyetinde olduğunu ve kamu yararı dışında kullanılamayacağını açıkça belirtir.
Teklif, bu hükümleri fiilen hükümsüz kılmakta; kamusal mülkiyet altındaki doğal varlıkların özel şirketlere tahsisine kapı aralamaktadır.
Planlama İlkeleri ve Bilimsel Yönetim Yok Sayılıyor
Teklif, korunan alanların sürdürülebilir yönetiminin temel aracı olan uzun devreli gelişme planlarını işlevsiz hale getirmektedir. “Aciliyet” gerekçesiyle plan şartının kaldırılması, özellikle mutlak koruma zonlarında geri dönüşü olmayan tahribatlara yol açacaktır. “Mutlak koruma zonunda bilimsel araştırmanın dışında hiçbir işlem yapılamaz” ilkesi yok sayıldığında, korunan alan kavramı anlamını yitirir.
Yaban Hayatı ve Biyoçeşitlilik Tehlikede
Teklif, av ve yaban hayatının korunması ve yönetiminin özel şirketlere devredilmesine olanak tanımaktadır. Bu yaklaşım:
* Nesli tehlike altında olan türleri,
* Yaban hayatı koridorlarını,
* Ekosistem bütünlüğünü ciddi risk altına sokmaktadır.
Teklif gerekçesinde yer alan “av kaynaklarının milli ekonomiye faydalı olacak şekilde değerlendirilmesi” ifadesi, canlı yaşamını ekonomik bir meta olarak gören sakıncalı bir anlayışı yansıtmaktadır.
Milli Parklar Ticarileştiriliyor
Teklif, milli parklarda turistik tesislerin 49 yıl, “başarılı olmaları halinde” 99 yıla kadar özel şirketlerce işletilmesine olanak tanımaktadır. Bu durum:
* Milli parkların uzun süreli ticari işletmelere dönüşmesine,
* Kamu yararı yerine özel çıkarların belirleyici olmasına,
* Ekosistemlerin parçalanmasına ve bozulmasına neden olacaktır.
Milli parklar, turizm yatırımlarına açılacak alanlar değil; yaşamın sürekliliğini güvence altına alan ekolojik sistemlerdir.
Yönetim Özerkliği Zayıflatılıyor, Denetim Azaltılıyor
Teklif, tüm yetkiyi merkezi idareye bırakarak yerel yönetimleri, üniversiteleri, meslek odalarını ve sivil toplum kuruluşlarını karar süreçlerinin dışına itmektedir. Bu yaklaşım:
* Şeffaflığı azaltmakta,
* Bilimsel denetimi zayıflatmakta,
* Keyfi uygulamalara zemin hazırlamaktadır.
Oysa korunan alanların yönetimi, katılımcı ve bilim temelli bir modelle yürütülmelidir.
İklim Krizi Çağında Geriye Gidiş
İklim değişikliğinin etkilerinin derinleştiği bir dönemde, ormanlar ve korunan alanlar ülkemizin en önemli doğal savunma mekanizmalarıdır. Bu alanların yapılaşmaya açılması:
* Su rejimlerini bozacak,
* Karbon yutaklarını zayıflatacak,
* Ekosistem sürekliliğini kırılgan hale getirecektir.
Bu nedenle teklif, yalnızca çevresel değil, ulusal güvenlik ve gelecek kuşakların yaşam hakkı açısından da ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.
Türkiye Ormancılar Derneği’nin Çağrısı
Türkiye Ormancılar Derneği olarak, bilimsel veriler ve hukuki çerçeve ışığında çağrımız nettir:
* Teklif derhal geri çekilmelidir.
* Koruma statüleri zayıflatılmamalı, güçlendirilmelidir.
* Uzun devreli gelişme planları korunmalı ve uygulanmalıdır.
* Yerel halk, bilim insanları, meslek odaları ve sivil toplum karar süreçlerine dahil edilmelidir.
* Kaçak avcılık ve habitat tahribatına karşı etkin denetim ve caydırıcı yaptırımlar uygulanmalıdır.
* Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, alanında uzman kadrolarla güçlendirilmelidir.
Milli parklar; ağacıyla, suyu ve toprağıyla, yaban hayatıyla, kültürel mirasıyla gelecek kuşaklara devredilmesi gereken ortak yaşam alanlarımızdır. Bu alanların ticarileştirilmesi, parçalanması veya özel şirketlere devredilmesi kabul edilemez.
Türkiye Ormancılar Derneği olarak, ülkemizin doğal varlıklarını koruma sorumluluğumuzu kararlılıkla sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.
TOD 58. DÖNEM YÖNETİM KURULU