Şanlıurfa Birecik’te yaşlı bir çobanla konuştuğunuzda kelaynakların gökyüzünü karartacak kadar çok olduklarından, yaz geldiğinde Fırat boyunda her yana yayıldıklarından söz edecektir. Bugün ufak bir kafeste az sayıda kalmış bu göçmen canlı, leyleklerin yakın akrabasıdır. Geleceği görmüş bir doğa korumacı, zamanda 1940 yılına geri gitse ve bu çobana “Kelaynak kuşu bir gün yok olmanın eşiğine gelecek.” dese, muhtemelen çoban ona inanmayacak, bu gencin fazlasıyla kötümser olduğunu düşünecektir.

Çağımızda leylek gökyüzünü karartacak kadar bol bir canlı türü, nesli tehlike altında değil. Her yıl yüz binlercesi İstanbul üzerinden göç ediyor. Bu göç milyonlarca yıldır sürüyor. Küçükçekmece’deki Yarımburgaz Mağarası’nda bir mağara adamı mızrakla avlanan yaban boğalarını resmederken, haliç sakinleri Kadıköylülere “kör bu adamlar...” diye takılırken, Hezarfen Ahmet Çelebi‘nin Galata Kulesi’nden havalanıp Üsküdar’a inmesi dedikodu gazetesinde hızla yayılırken leylekler İstanbul semalarında süzülüyorlardı. Son zamanlarda mahallemizin Manhattan’ı Levent’te sabit ısılı ofislerimizde açılmayan camlara sırtımızı dönmüş oturmuşuz, kahve yudumluyor, bilgisayar ekranına bakıyoruz. Bu esnada leylekler İstanbul’un tanrısız mabetlerini yani gökdelenleri tavaf ederek göç ediyorlar.

İstanbul semalarında yılda sekiz yüz bin leylek göç eder. Başka bir yol seçmeleri mümkün değil; çünkü Doğu Avrupa’dan Afrika’nın güneyine uzanan yolculukları boyunca enerjiyi tasarruflu kullanmalılar. Karalar üzerinde oluşan sıcak hava akımlarının birinden diğerine kayarak ilerliyorlar. Göç ederken de beslenmeli ve bitap düşmemeliler. Eskiden beslendikleri Büyükçekmece kıyısında ucu sonu olmayan bir beton denizi uzanıyor. Biraz daha çabayla vardıkları Ömerli Meralarında Sabiha Gökçen Havaalanı bulunuyor. Kuzeyde deniz kıyısında yeşil alanlar yok değil, var. Güneyde ise batıda Tekirdağ’a birleşen Silivri, Doğuda İzmit’e birleşen Tuzla İstanbul kıyılarını kaplıyor. Kuzeydeki bu vaha, kurbağalar, yılanlar, çekirgeler ve sunduğu diğer beslenme olanaklarıyla büyük sürüleri mıknatıs gibi çekiyor. Son sığınaklarına koca bir havalimanı daha yapılıyor. Leylekler her geçen gün yaşam alanlarını kaybediyor, insan müdahalesiyle canlarından oluyorlar. İnsanoğlu her geçen gün leyleklerin yaşam alanlarını onlar için işlevsiz kendisi için işlevli hale getiriyor. Politikacıların cevabı hazır yüzbinlerce leylek var, ne olabilir ki?

İstanbul’dan sekiz yüz bin leyleğin hepsi de kuzeyden geçmiyor. Bunların bir kısmı da güneyden göç ediyor. Bu da İstanbul’u uçuş güvenliği açısından en riskli bölgeler arasına sokuyor. Büyükçekmece civarında yirmi binlik, elli binlik leylek sürülerini görmek olağandışı değil. Bu daha az riskli bölge bile sorumlu kurumlarca düzgün işletilemiyor. 18. Ağustos 2015’te Singapur hava yollarına ait bir uçak leylek sürüsünü biçti. Leyleklere çarpan uçak havaalanına geri dönmek zorunda kaldı ve şans eseri sağ salim yere inebildi.

Henüz yaşanmış bu örnekte göçmen kuş sürülerinin daha az tercih ettiği bir bölgede bile riskin yönetilemediğini açıkça gördük. Sorumsuzluk silsilesinin iki ucunda hem leylek hem insan hayatı yer alıyor. İstanbul kuzeyinde doğa katliamı bu hızla devam ederse, dünya leylek nüfusunu tehdit edecektir belki ileride tükenişe doğru götürebilir. Meşhur 3. havaalanı işletilirken leylek sürülerine çarpan uçaklar da düşebilir ve onlarca insan ölebilir. Ama milyarlarca insan var değil mi? Uçak yolcusunun fıtratı değişecek, farkında mısınız?

 

 

İlgililere not: Kumburgaz'da leylekleri sayan Fikret Can gönüllülere ihtiyaç duyuyor. 

Telefon: 05322169284