Artvin’de 8 kişinin ölümü, çok sayıda yurttaşın da yaralanmasıyla sonuçlanan sel felaketiyle ilgili bir değerlendirme yapan Orman Yük. Müh. Doç. Dr. Yücel Çağlar, bölgedeki sellerin altyapı yetersizliği ve betonlaşmaya bağlamanın yanıltıcı olduğuna dikkat çekerek, “hemen hemen tümüyle 500-700 metrelerdeki, kısmen de daha yüksek yerlerdeki arazi kullanım biçiminden, doğal orman ekosistemlerinin yerlerinin azaltılmasından kaynaklanmaktadır. Orman ve Su İşleri Bakanı’nın bölgedeki sellerle ilgili açıklamalarına bakılırsa, bölgede hemen hemen her yıl yaşanan bu tür yıkımlardan hiç ama hiç ders çıkarılmamış” görüşünü dile getirdi.

Son 13 yılda yaşamın her alanında yaygınlaşıp kurumsallaşan her türlü aymazlık ve iş bilmezliğin yol açtığı ekolojik ve toplumsal yıkımların 'kaçınılamaz bir yazgı olarak' algılanmasının pekiştirilerek iyiden iyiye yerleştirildiğini dile getiren Orman Yük. Müh. Doç. Dr. Yücel Çağlar, “Böylece 'sorumsuz sorumlular' da kolaylıkla sorumluluktan kaçınabilmektedir. Ne yazık ki bilir olması beklenen ilgili meslek örgütleri ile 'hocaların' da, yetersiz bilgileriyle yaptığı açıklamalar, bu sorumsuzluğun değirmenine su taşımaktadır. Artvin’de yaşanan sel yıkımlarından sonra yapılan kimi açıklamalar bu gerçeği bir kez daha açıklıkla ortaya koymuştur” diye konuştu.

 

‘Sellerin Nedeni Betonlaşma ve İklim Değişikliği Değil’

“Çoğunluğu Artvin dolayındaki sellerin alçak yerlerdeki 'betonlaşmadan', dahası, küresel iklim değişikliğinden kaynaklandığı anlamına gelen söz konusu açıklamalara katılabilmek olanaksızdır” görüşünü savunan Çağlar, Artvin'deki sellere yol açan son yağışların denizden yüksekliği en fazla 500-700 metrelerle, kısmen de daha yüksek yerlerde yoğunlaştığına dikkati çekerek, “Bilindiği gibi bu yükseltilerde 'betonlaşma' yok denebilecek düzeydedir. Ancak, bölgede bile ender olarak görülen şiddetli yağışların yanı sıra aşağıda başlıcalarına değinilen olumsuzluklar, bu türden yıkımları kaçınılmazlaştırmıştır” dedi.

 

‘Çaylık ve Fındıklıklar Toprak Kaymalarını Kolaylaştırıyor’

Bölgedeki söz konusu yükseltilerde bulunan sığ kök yapısına sahip çaylıklar, kısmen de fındık ve mısırlıkların yaygın olduğuna değinen Çağlar, bu durumun özellikle yüksek eğimli yerlerde toprakların su tutma kapasitesini artırarak belirli bir düzey üzerine çıktığında toprak kaymalarını daha da kolaylaştırdığını dile getirerek, bölgedeki tarımsal etkinliklerin ise hiçbir toprak koruma önlemi alınmaksızın yapıldığını kaydetti.

 

‘Yapılaşmalar Denetimsiz, İsteyen İstediği Gibi Bina Yapıyor’

Bölgedeki köy ve mahallelerdeki yapılaşmaların denetimsiz olduğunun da altını çizen Çağlar,   engelleyici kimi hukuksal düzenlemelere karşın isteyenin istediği yerlerde istediği gibi çok katlı yapılar yapabildiğini belirterek, “1985 yılında yürürlüğe konulan, 1999 yılında düzenlenen ve 2001 yılında da adı Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği olarak değiştirilen Yönetmelik, genel olarak tüm köylerde, özel olarak da Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki köylerde gerektiği gibi uygulanmamaktadır” diye konuştu.

 

İmar Kanunundaki Değişiklik Toprağı Korumasız Bıraktı

İlgili yönetmeliklerde yapılan değişikliklerle kırsal yerleşmelerdeki arazi kullanımında yaşanan başı bozukluğun iyiden iyiye pekiştirildiğinin altını çizen Çağlar, yine 3194 sayılı İmar Kanunu’nun yine 27 maddesinde yapılan söz konusu değişiklikle 'Köy yerleşik alan sınırı içerisinde, 3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu hükümleri uygulanmaz' kuralının getirildiğini, böylece köy sınırları içinde de toprak koruyucu önlemlerin alınması zorunlu olmaktan çıkarıldığını dile getirdiği değerlendirmesinde ayrıca şu görüşlere yer verdi:

 

‘Ormansızlaşma Toprağın Yağış Tutma Kapasitesini Azalttı’

“Denizden daha yüksek yerlerde orman ekosistemlerinin yönetilmesindeki teknik yanlışlıkların yol açtığı orman yıkımları, sanıldığının tersine, bölgede son derece yaygın bir ormansızlaşmaya; yerine kök yapıları sığ ağaççıkların, otlukların yaygınlaşmasına yol açmıştır. Bu durum toprakların yağışları tutma kapasitesinin yanı sıra azaltmasının yanı sıra, daha önce de belirtildiği gibi, toprakların tutunabilme olanağını da azaltmıştır. Yaylalardaki yoğun otlatma, yapılaşma, kullanıcı yoğunluğu bitkisel örtüsüzleşmeyi daha da hızlandırmaktadır.

 

‘Akarsularda Selleri Önleme Çalışması Yapılmadı’

Bölgedeki akarsularda selleri önleme, en aza indirme amaçlı alt yapı çalışmalarının hemen hemen hiç yapılmamış olması, selleri hem tetiklemiş hem de yaygınlaştırmıştır; 'Yeşil Yol' vb. yapılaşmalar bu süreci daha da hızlandıracaktır; Bölgede HES'lerin yapım sürecinde yaşanan bitki örtüsü, özellikle de orman ekosistemi yıkımlarının bölgedeki yağışlar-bitki örtüsü dengesini iyiden iyiye bozduğu açıktır; ancak, bu, ötekilerle karşılaştırıldığında, daha alt sıralarda yer alacak bir etkidir.

 

‘Selleri de Yazgıya Dönüştüren İktidara Helal Olsun!’

Sellerin temel nedenin yalnızca alçak yerlerdeki 'betonlaşmalar' olarak algılanmasına yol açabilecek söylemler, bölgedeki yukarıda başlıcaları örneklenen köklü yapısal nedenlerin, dolayısıyla, 'sorumlu sorumsuzların' yine gözlerden kaçırılmasına yol açabilecektir. Orman ve Su İşleri Bakanı’nın bölgedeki sellerle ilgili açıklamalarına bakılırsa, bölgede hemen hemen her yıl yaşanan bu tür yıkımlardan hiç ama hiç ders çıkarılmamış. Bu, söz konusu Bakan yönünden hiç de şaşılacak bir durum değildir. Şaşılacak durum; başta bölgelerdeki eskisiyle yenisiyle üniversiteler olmak üzere 'ilgisiz ilgililer' ve 'bilgisiz bilgililerin' akıl almaz denli yüzeysel açıklamalardır. Sonunda, selleri de bir 'kaçınılmaz yazgıya' dönüştürebilmiştir ya, siyasal iktidara helal olsun!”