Snowboard’un anavatanı ABD kabul ediliyor. Öyküsü kısaca şöyle: Dönemin tanınmış snowboardcu’larından Amerikalı Jeremy Jones, 2008 yılında Kaçkarlara yaptığı bir gezi esnasında üzme tahtasını duyar ve anlatılanlardan çok etkilenir. Hemen ülkesine geri döner ve bu hikâyeyi paylaşmak için topladığı çekim ekibiyle birlikte kış bitimine bir ay kala Kaçkarlara geri döner. Sonrasında yayınladığı belgeselle tüm dünya ve bizim ülkemiz, üzme tahtasını adını işitmiş olur. Haber bültenlerimizde Laz işi kayak, Laz-board gibi tanımlar yaratarak konuya şaka yollu yaklaşılmış olsa bile nihayetinde bu tahtayı öğrenmiş oluruz.

O gün bugündür, dünya ve ülkemiz kayak sporcuları her kış düzenli olarak snowboard’un öncüsü Petran (Meşe) Köyü’nün sarp yamaçlarını ziyaret ediyor.

Bir kış, dağ ve doğa sporları tutkunu olarak ben de bu izleri sürüp “bilmek isteyen yola çıkar” ruhuyla uzun yıllar evvel planladığım bir yolculuğa çıkmaya karar verdim ve 11. Petranboard Şenlikleri’ne dört gün kala on iki saatlik bir otobüs yolculuğunun ardından sabaha karşı Rize’ye vardım. Niyetim hemen Petran Köyü’ne varıp yaklaşık 400 yıldır burada sürdüğü düşünülen geleneğin doğduğu topraklarda etraf kalabalıklaşmadan bir yandan kristal toz karın tadını çıkarırken öbür yandan da tarihin sayfalarını aralamak istiyorum. Sabahın ilk seferi olan İkizdere dolmuşuna biniyorum ve üzme tahtasını dünya çapında üne kavuşturan Hızır Havuz’un diğer adıyla Hızır Reisin evine doğru yola koyuluyorum.

Yollar hâlâ karla kaplı olduğundan ancak akşam üzeri Petran Köyü’ne ulaşıyorum. Daha yoldayken yaklaşık 1.800 - 2.000 rakımda konumlanmış, yılın yedi ayı kar altında olan bu bölgede snowboard’un neden icat edildiğini anlamakta güçlük çekmiyorum.

Tariflere göre uzaktan Hızır Reisin evi olduğunu düşündüğüm ahşap yayla evine doğru yaklaşırken masmavi gökyüzünün altında Hızır Reisi evinin önünde fındık dalı yontarken buluyorum. Kısa hasbihalden sonra beni içeri çay içmeye davet ediyor. Tamamı ahşap olan evin bir bölümünü marangoz atölyesi olarak kendine ayırmış. Bölgenin en iyi üzme tahtaları onun elinden çıkıyor. Hızır cana yakın, bilgili, becerikli, kültürlü, beş çocuk babası bir Karadenizli.

Başlıyor anlatmaya: “İcatlar ihtiyaçtan olur ya... Eskiden dedelerimiz tahtayı ihtiyaçtan kullanırmış. Yolda gelirken görmüşsündür, Kamanın Dibi bölgesini. Köyden ta oradaki pazara tahtayla kayarak inerler alışverişlerini yapar, tahtanın üzerine torbalarını yükleyip ipinden çeke çeke akşamına tekrar köye dönerlermiş. O zamanlar yol yok tabi. Her yer dev gibi çam ağaçlarıyla çevrili. Patika açmak için kesilen ağaçlardan hem evlerin ahırlarını yaparlar hem yakacak olarak kullanırlar hem de üzme tahtası gibi icatlar yaparlarmış.”

Böyle bir ustayı bulmuşken üzme tahtasını dışarıda deneyerek öğrenmek istediğimi söylüyorum, birlikte dışarı çıkıyoruz. Hızır Reis yanında fındık ağacı dalından yapılmış dimanı (dümen) adı verilen sopasıyla birlikte karlı dağlardan yokuş aşağı kaymaya hazır. Bu sopayı üzme tahtası üzerinde yokuş aşağı kayarken dengelerini sağlamak ve tahtaya yön vermek için kullandıklarını söylüyor. Kollarımızın altına kıstırdığımız tahtalarımızla birlikte karşıdaki yüksek tepeye doğru Hızır Reis ve çocuklarıyla birlikte yürüyoruz.

Üzme Tahtası 1

11. Petranboard Şenlikleri’nden bir gün önce. Şenlik günü yapılacak olan yarışmanın başlayacağı tepeden, köyün gençleri Petran’ı seyrediyor.

Üzme Tahtası Nasıl Yapılır?

Tahtanın yapımını merak ettiğimi duyan Hızır Reis anlatmaya devam ediyor: “Tahtaların eni ve boyu, kullanacak kişinin boyu ve kilosuna göre ayarlandıktan sonra kuzinenin üzerinde kaynayan güğümdeki sıcak suyla ağaçlar ıslatılıp yumuşatılır. Bu işlem tahtada istenilen esnekliğe ulaşılana dek birkaç defa tekrarlanır. Tahtanın önü kayarken kara batmayacak, kayan kişinin ağırlığı kara eşit yayılacak şekilde bükülüp kalıpta kurumaya bırakılır. İşlemeye hazır kuruyan keresteler yan yana getirilerek çıtalarla birleştirilir. Ancak çakılan çıtaların yerleri önemli. Çünkü üzme tahtasında snowboard’daki gibi ayak bağlama mekanizması yok. O yüzden çıtalar, kişinin kayma pozisyonuna göre çakılır. En uçtaki çıtaya da dengeyi sağlayan bir ip bağlanıp kaba işçiliği tamamlanır. Sonrasında kalından inceye doğru saatlerce sürecek olan zımparalama işlemi başlar. Tahtanın altına sığır iç yağı sürülerek daha hızlı kayması sağlanır. Ve işte! Karşınızda asırlık icat, el emeği göz nuru atadan yadigâr üzme tahtası!”

Konuşmayı bırakıp denemeye geçmeye karar veriyoruz ve kristal toz karda sörf yaparcasına kayıyoruz. Zaten tahtanın ismi de oradan geliyormuş, yüzmeye buralarda üzme denildiği için üzme tahtası olmuş...

11. Petranboard Şenlikleri Başlıyor...

Ertesi gün köy gitgide kalabalıklaşıyor. Meydanındaki şenlik kürsüsünde eğlenceler başlamış, kendi üzme tahtasını koltuk altına sıkıştıran herkes Petran’ın en yüksek tepesine doğru adım adım yükseliyor. Yediden yetmişe amcalar, teyzeler, çoluk çocuk herkes kayakta. Bir yandan kemençe bir yandan tulum ve horonla havalandırılırken kol kola omuz omuza birlik türküleri dağlarda yankılanıyor... Kalabalığın arasında İngiltere, ABD, Bulgaristan gibi ülkelerden gelen yabancı sporcular da var.

Burada telesiyej, teleski, teleferik yok tabii, tepeye çıkmak için iş ayaklara düşüyor. Isınma turları tamamlanınca muhtar yaklaşık yarım saat sonra 11. Petranboard Şenlikleri’nin birazdan başlayacağını duyuruyor. Son hazırlıkların ardından herkes zirvede sıralanınca yarış başlıyor. Düşen düşene. Toz karın içerisinden kahkahalar yükseliyor. Birçok kayakçı aynı anda bitiş noktasına ulaşıyor ama yine de belirlenen kriterlere göre birinci olan kayakçı bin bir çeşit çiçek poleninden oluşan bir kilogramlık Anzer balıyla ödüllendiriliyor. Herkes çok mutlu, hava kararana kadar eğlenceler devam ediyor.