Başlıklar oldukça ilginç. Neye göre seçtin? Soru sorarak mı ilerledin, yoksa araştırma esnasında başlıklar kendiliğinden mi oluştu?

Bir ilginçlikler kitabı yazmak istemiyordum. Dolayısıyla sadece ilginç olduğu için seçim yapmadım. Bugün yaşadığımız birçok sorunun köklerinin Osmanlı’da olduğunu, bulunabileceğini sanıyordum ve o kökleri “bulmak” amacıyla okumaya başlamıştım. Daha önce de epeyce şey okumuştum. Ayrıntılara indikçe gördüm ki ilginç olay aramaya hiç gerek yok, Osmanlı dediğimiz bütünün kendisi son derece ilginç zaten. Temel siyasi - sosyal yapılanma, bunların ayrıntıları, tezahürleri... Dolayısıyla bulduğum başlıklar, anlattığım hikâyeler bu büyük yapıya bağlanan, onu açıklayan şeyler. Tamamı değil elbette... Okurun kitapta sadece kimi ilginçlikleri değil, Osmanlı’da işlerin nasıl döndüğünü de görebileceğini, o dünyanın penceresinden bakabileceğini de düşünüyorum. Bunu yapmaya çalıştım. Mesela biz bugün sanıyoruz ki boşanma falan yoktu Osmanlı’da. Oysa yaygın.

 

Kitabın hazırlık sürecinde sağlam bir arşiv çalışması yaptığın anlaşılıyor. Araştırma ne kadar sürdü, nasıl bir yöntem izledin?

Arşiv demeyelim buna. Arşiv çalışmasını Osmanlı tarihçileri yapmış, yapıyor. Ben onların çalışmalarını okudum sadece. Akademik çalışmaları okudum. Eskiden okuduklarımı unuttum, tekrar okudum, bu sefer notlar alarak. Sayfalarca not çıkardım. Onları tasnifledim... Peçevî gibi eski Osmanlı tarihçilerinin kitaplarına da gittim tabii ama asıl olarak akademik tarihçilerimizin işaretlerini takip ettim çünkü eskiler de hata yapmıştı, bazı şeyleri karıştırmış ve tabii kimi durumda yanlış yorumlamıştı.

Venedik elçilik belgeleri önemli mesela ve onlar internette bulunabiliyor. Çok faydalı ve zevkliydi. Okuduğum kitaplarda rastladığım eski başka kaynaklara da ulaşmaya çalıştım ve bunların bazılarını internette buldum. Bu buluşlara da Arşimet kadar sevindim; her seferinde evreka diye bağırdım içimden. Bu kitapların bazıları Türkçeye çevrilmişti ve mesela orijinaliyle Türkçesi arasında farklar gördüm.

Bir de şunu yaptım: Bazı konular bir kitap içinde bir cümle olarak geçiyordu. Mesela herkesin sakal bırakamayacağı meselesi. Normal. Çünkü tarihçimiz için bu bir örnek, daha fazla üstünde durması gerekmiyor. Ama ben böyle bir başlığın okurun merakını yakalayabileceğini ve konuyu bunu eksen alarak anlatabileceğimi düşündüm. Dolayısıyla bu meseleyi başka kaynaklarda da aradım ve sonra yazdım.

Toplam iki yıl kadar sürdü. Kitapta seksen bir başlık var; çok daha fazlası yazılabilir tabii. Bu kitap ilgi görürse belki devam ederim. Çalışırken ve yazarken çok zevk aldım, aynı zevki okur da alırsa devam kitaplarında buluşabiliriz belki. Neden olmasın!

 

Bilgideki farklılıkların sebeni nedir? Çarpık olarak nitelendirdiğiniz bilgiler de yazılı kaynaklara dayanmıyor mu, hatta resmi tarih olarak öğretiliyor? Sizce asıl kaynağa gitmeden mi yazılıyorlar?

Bilgiden ve belgeden çok algıya, ideolojik tutumlara, siyasi ihtiyaçlara, psikolojilere göre oluşturuluyor. Derin bir mesele bu. Şu kadarını söyleyeyim ama: Herkes bir arşive, belgeye gittiğini kanıtlayabilir, kolay bir şey bu; ama yok sayma diye çok kullanışlı bir yöntem var. Bazı bilgileri, belgeleri yok sayarsanız, sadece sizin kullandıklarınızı var olanların tamamı sayarsanız çok değişik hikayeler ve tarihler anlatabilirsiniz.

Şöyle bir örnek vereyim. Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan doğum kontrolüne ve kürtaja karşı olduğunu söyleyip duruyor, "o eski güzel, mütedeyyin, şeriatla yönetilen dönemlerde" olduğu gibi imasıyla. Ahali de doğum kontrolünün İslam'a, Osmanlı'ya vs yabancı, aykırı ve Batı icadı olduğunu sanıyor. Halbuki tam tersi. Kitapta anlatıyorum, Fransız Doktor Clot Bey, 19. yüzyılda Mısır'da, kadınların kendi bedenleri üzerindeki hakimiyetini kırmaya girişiyor, doğum kontrolünün önüne geçmek için uğraşıyor, bugünkü Erdoğan gibi.

 

Böyle bir kitap yazabilmek için meslek olarak tarihçi olmak mı gerekiyor, yoksa tarihi iyi okumak mı?

Ben tarihçi değilim. Gazeteciyim. Uluslararası ilişkiler okudum. Otuz yıl gazetecilik yaptım. Şimdi gazetecilik yapamıyorum. Ben o son derece kıymetli akademik çalışmaların ele aldığı ve aslında her okur için de önemli olan meseleleri akademik bir yolla değil de gazetecilik yollarıyla formüle edip aktardım. Adamın köpeği ısırdığı pek çok durum olduğunu gördüm, onları görünür kıldım.

İyi okumak ve anlamaya çalışmak gerekiyor, sevmek gerekiyor. Osmanlı'yı değil, Osmanlı tarihini sevmeniz gerekiyor. Bu tarih içinde kimi insanları da sevdim tabii. Mihrî Hatun'u mesela, mesela Çağdığın köyünün ihtiyar meclisini, veya kimi davranışları...

 

Kitapta, önemli bir tarihçinin danışmanlığı gözüküyor, onun görüşü neydi kitaptaki sorular ve yanıtlar hakkında?

Necdet Hoca'ya çalışmaya başladıktan sonra ilk kez anlatmıştım. Sonra kitabın yarısını göndermiştim. İlk söylediğimden beri destekledi. Kaynak verdi, gösterdi. Yazdığım bazı şeylerin başka boyutları olduğuna işaret ederek uyardı. Tamamını okuduktan sonra el yazısıyla yazdığı notu göstermek isterdim ama ne yazık ki yanımda değil şu an, Hopa'da. Şunu söyleyebilirim: Necdet Hoca çok iyi başlıklar bulduğumu, kitabın çok iyi yazıldığını söyledi. Yüreğime su serpen, göğsümü kabartan bir şeydi bu.

 

Bildiğin gibi değil serisi nasıl oluştu? Osmanlı’yla başlamanın bir sebebi var mı? Serinin devamında bizi neler bekliyor?

Osmanlı'yı çalışırken aklıma bu isim gelince kendiliğinden dizi de oluştu aslında. Kurtuluş Savaşı gelmişti hemen aklıma. Onu Haluk Oral'la yazacağız, baharda çıkacak. İstanbul olacak, Matematik olacak, Ekonomi olacak... Olacak.