Kuzey yarıküreden, tabii ki ülkemizden de gözlenebilen Kuğu takımyıldızı parselinde Kepler uydusunca gözlenen (göze görünmeyecek derecede sönük) bir yıldız, bugünlerde astronomların en önemli ilgi odağı. Şimdiye kadar hiçbir yıldızdan bu tür bir davranış görülmediği düşünülüyor. Tekrar tekrar yapılan denetlemeler verilerde yanlışlık ihtimali olmadığını gösteriyor. Açıklamalar, bu yıldızın etrafında, yıldızın gezegenlerinde yaşayan “akıllı canlıların”, büyük bir ışık-toplayıcılar ordusu inşa ederek yıldızlarının toplam enerjisinin belki de yüzde 20’sini kullanma becerisinde olabileceği (Dünyamız medeniyetinin halen Güneş’in toplam enerjisinin sadece trilyonda 1’inden çok daha azını kullanabildiğini hatırlatalım) ve bu nedenle bir süper-mega medeniyet sayılabileceği yönünde.

Kepler uydusu, bu bölgeyi devamlı tarayarak görüş alanındaki 150 binden fazla yıldızı aynı anda gözlemeye devam ediyor. Amacı da o bölgedeki gezegenli-yıldızları yeryüzündeki büyük teleskoplarla uzun süreler gözleyerek üzerinde yaşam taşıyor olabilecek gezegenleri ortaya çıkarmak. Sürekli taramalarla yıldızların ışık düzeylerinde 1000’de 1 veya daha küçük azalmalara neden olan periyodik değişimleri saptamaya çalışmak. Gezegeni olan yıldızların gezegenleri, yıldızının önünden geçerken ışığında küçük bir azalmaya neden oluyor, bu türden düzenli azalmalar, gezegen sahipliğinin işareti kabul edilerek yakın incelemeye alınıyor. Sözkonusu azalma miktarından ve gelen ışığın ayrışımından (spektrumundan), gezegenin büyüklüğü, kütlesi, atmosferinin varlığı, yıldızına uzaklığı ve yüzey sıcaklığı gibi parametrelerin hesabı yapılabiliyor.

Bu çalışmalar sonucu, şimdiye kadar, bu gruptaki 2.000’den fazla yıldızın gezegene sahip olduğu ortaya çıkarılmış, bunlardan bir bölümünün, hayatın ortaya çıkmasına olanak verecek “ılıman bölge”de (yıldızından uygun uzaklıkta) bulunduğu, yaşamın varlığı için gelecek vaat ettiği açıklanmıştı.

Kepler uydusu sorumluları, 150 bin yıldızın aynı anda gözlenmesinden gelen verilerin aşırı fazlalığı nedeniyle incelemelere buna ilgi duyan ve gerekli donanımı (bilgisayarı) olan herkesi davet ederek Gezegen Avcıları adını verdikleri bir vatandaş-bilimci kullanma programını başlattı. Gezegen Avcıları, evlerinin konforu içinde, bilgisayarlarına yüklenen programlarla ve verilen inceleme yöntemlerini takip ederek veri analiz hızlarını artırdı.

Bir grup “vatandaş-bilimci”, 2011’de ışık değişimi “acayip” olarak nitelenebilecek bir yıldız bulduklarını ilan etti. Bu yıldızın ışığı, şimdiye kadar Kepler’ce görülenlerin hiçbirine uymayan bir şekilde değişiyordu. Yıldızın ışığı, eşit olmayan aralarla, önemli ölçüde (yüzde 15 dolayında) azalıp eski düzeyine geliyor, 5 yıl (1.500 gün) kadar sonra azalmalar yüzde 22’ye yükseliyordu. Sonunda, vatandaş-bilimciler programını yöneten Yale Üniversitesi’nden Dr. Tabetha Boyajian yıldızı yakın incelemeye alarak bununla ilgili bulguları bilim dünyasıyla paylaşmaya ve durumu bildiren (daha doğrusu açıklayamayan) bir makale yazmaya karar verdi (yıldızı ortaya çıkaran vatandaş-bilimciler de yazarlar arasındaydı). Bu makale saygın dergilerden birinde (Monthly Notices of Royal Astronomical Society, İngiltere) yayımlandı ve bilimciler bulmacaya çözüm aramaya girişti.

Aslında yıldızların gençlik döneminde, henüz gezegenler oluşmamışken yıldızının ışığını gözlenen mertebede azaltabilecek, fazla miktarda maddenin çevrede bulunduğu bir evre vardır (Güneş’in 4 milyar yıl önceye kadar böyle bir evresi olmuştur ve bu tür maddenin bazı kalıntıları Mars ile Jüpiter arasında bir Asteroid Kuşağı oluşturmaktadır). Ancak keşfedilen ilginç yıldızımız genç bir yıldız değildir ve böyle erken bir evrede gereken mertebede kızılötesi ışımadan da yoksundur. Yıldızın ışığını yüzde 15 ve daha fazla oranlarda azaltabilen bu malzeme yığını yıldız civarına çok yakın dönemde girmiş olmalıdır. Yoksa uzun vadelerde, asteroidler benzeri doğal bir yapıyı, kütle çekimi etkileri bir gezegen haline getirirdi veya bu malzeme yıldız tarafından, kısa bir parlama evresi sonrasında yutulurdu.

Bu türden “doğal” ve gözlemleri açıklayamayan senaryolar dışında başka bir açıklama ön plana çıkıyordu: Kendi yıldızının çevresinde bir enerji-toplama sistemi kuran Tip II sınıfı bir süper-medeniyet.

 

Medeniyetlerin Kozmik Ölçeklerde Sınıflanması

Kozmik ölçeklerde bir medeniyetler sınıflandırılması, 1960’lı yıllarda, ilk kez Sovyet fizikçi Nikolai Kardashev tarafından yapılmış, bu sınıflama bilim dünyasında tartışılmış ve geniş ölçüde kabul görmüştü. Buna göre medeniyetler şöyle sınıflanıyor: Kendi yıldızlarının enerjilerinden, gezegenleri üzerine düşenin tamamını veya önemli kısmını kullananlar Tip I; kendi yıldızlarının yaydığı enerjinin tamamını veya önemli bir kesrini kullananlar Tip II ve kendi gökadalarının (samanyollarının) enerjisinin önemli kısmını kullananlar Tip III. Dünyamız medeniyeti, Güneş’in dünya yüzeyine düşen enerjisinin (90 trilyon watt) sadece küçük bir kısmını kullanabildiği için henüz ancak Tip 0 grubunda sayılabilir!

Boyajian dahil tüm astrofizikçilerin ortak değerlendirmesi şöyle özetlenebilir:

“Yer-öteliler (ET) her zaman en son açıklama olmak zorundadır ancak burada, doğal açıklamalar dışına çıkmak zorunda kalabiliriz. Gözlemler gerçekten yer-ötesi bir süper medeniyetin inşa edebileceği türden bir yapıya işaret ediyor olabilir.”

 

Yeni Gözlem Çabaları

Haber sonrasında böyle bir yapıyı gözleyebilme gücünde gözlem sistemlerine sahip gruplar harekete geçti. Bunlardan biri, Kaliforniya’daki SETI (Yer-öteli Akıllıları Araştırma Enstitüsü), sahip olduğu Allen (Radyo) Teleskoplar Dizgesi ATA’yı bu amaçla kullanacağını açıkladı. Verilen bilgilere göre, San Francisco’nun 480 kilometre kuzeydoğusunda konuşlu ATA ile, 1.500 ışık yılı uzakta olduğu hesaplanan KIC 846282 sisteminden gelecek sinyaller dinlenecek. Prof. Seth Shostak “bu yıldıza ATA ile bakıyoruz ancak bu konuda, geçmişten aldığımız derslere dayanarak çok fazla heyecanlı olmamalıyız” diyor.

Ayrıca keşif ekibi koordinatörü Boyajian ve arkadaşları da başka bir gözlem önerisi hazırlayarak sözkonusu yıldız sistemini, New Mexico’daki 35 kilometre büyüklükteki radyo teleskoplar ağı Very Large Array (VLA, Çok Büyük Dizge) ile gözlemek ve bu yıldızdan teknolojik bir medeniyetten veya “yapı”dan kaynaklanabilecek radyo yayınları olup olmadığını kontrol etmek niyetindeler. Her şey yolunda giderse VLA ile ilk gözlemler Ocak 2016’da yapılacak.

Eğer beklenen gerçekleşir, bir yıldızın çevresinde süper yapı tahminleri doğrulanırsa bunun şimdiye dek yapılmış en önemli bilimsel-astronomik keşif olacağı açıktır. Böylece hem evrende yalnız olmadığımızı anlamış hem de medeniyetimizin henüz emekleme çağında olduğunu görmüş olacağız. Sadece araştırıcılar değil, hepimiz, gökyüzünde Kuğu takımyıldızı bölgesine bakarken oradan da bize bakan gözlerin olabileceği düşüncesinden kendimizi alamayacağız.