Gizemli Dalgalar

Evrenin en büyük gizemlerinden kütle çekim dalgalarının tespiti sonrası hummalı araştırmalar devam ediyor. İlk kütle - çekim dalgalarının keşfi, Einstein’ın öngörmesinden 100 yıl sonra gerçekleşmişti. Birbiri çevresinde dönen büyük kütleli iki karadelik birleştiğinde bu sinyalin oluştuğu, olayın bundan 1,3 milyar yıl önce meydana geldiği ve 14 Eylül 2015’te ABD Luisina ve Washington eyaletlerinde konuşlanmış LIGO ikiz gözlemevlerince gözlendiği bildirilmişti. Daha sonra yapılan hesaplar, bu karadeliklerin 23 ve 29 güneş kütlesine eşit oldukları, birleşme sırasında üç güneş kütlesine (1 güneş kütlesi 2x1030 kg) eşit maddenin, bir saniyeden daha kısa sürede, E=mc2 formülü uyarınca 3x1039 jul tutarında enerjiye dönüştüğü bilgisini bize getirdi.

En Yakın, En Benzer

Dünya’ya (Güneş’e) en yakın yıldız Alpha Centauri, aynı zamanda en yakın dünya benzeri gezegen olan Proxima Centauri (PC) b’yi de içeriyor. Böylece Dünya’ya en yakın gezegen yıldızlararası uzaklıklar göz önüne alındığında, kapı komşumuz durumunda ve uzaklığı sadece 4,25 ışık yılı veya 40 trilyon kilometre civarında. Ancak gezegen, yıldızına çok yakın konumda olduğundan, yıldızına kilitlenmiş (aynen Ay’ın dünyamıza her zaman aynı yüzünü dönmesi gibi) durumda ve yıldıza bakan yüzü çok sıcakken diğer yüzü daha soğuk olmalı. Gelgelelim bir atmosferinin olması durumunda, karanlık ve serin bölgeden sıcak bölgeye ve oradan da geriye rüzgârların PC b’nin iklimini yumuşatması olası görülüyor.

Yıldıza Ani Vuruş

Dünya’ya en yakın yıldız sistemi Alpha Centauri’ye 20 yılda ulaşacak ve aldığı veri ve resimleri geri gönderecek bir yıldızlararası yolculuk hazırlıklarını içeren Breeakthrough Starshot (yıldıza ani vuruş) projesi, tanınmış İngiliz astrofizikçi Stephan Hawking ve diğer bilimcilerin de katıldığı bir sunumla açıklandı. (Bu açıklama yapıldığında, hedeflenen en yakın yıldız sistemi Alpha Centauri’nin bir gezegeni olduğu yani böylelikle en yakın öte-gezegeni de içerdiği henüz bilinmiyordu!) Posta pulu büyüklüğünde (1 gramdan daha hafif) bir mikro uzay aracını, ışığın itebileceği kadar hafif bir yelkene bağlamak ve bu sistemi güçlü lazerlerle ışık hızının yüzde 20’si (saniyede 60 bin kilometre) hızlara ulaştırmak mümkün görünüyor. Bu minik uzay aracının kamera, ölçü aletleri ve haberleşme sistemleri içermesi düşünülüyor. Yani yaklaşık 25 yıl sonra (alınan görüntülerin bize ulaştırılması da 4 - 5 yıl alacaktır yani yaklaşık 2040 yılı civarı), en yakın yıldızdan görüntüler ve haberler almaya hazır olmalıyız!

Tetiklenen Faylar

İtalya’da, Roma’nın 100 kilometre kadar kuzeydoğusundaki Amatrice kenti ve civarında 25 Temmuz gecesi gerçekleşen depremin ardından, bizim 17 Ağustos 1999 İzmit depremi sonrasında yaşadığımıza benzer güçlü bir artçı deprem bekleniyor. Hatırlarsak İzmit depreminden üç ay kadar sonra çok şiddetli ikinci bir depremle, Düzce depremiyle sarsılmıştık. Amatrice civarındaki deprem merkezi çevresinde halen gözlenen irili - ufaklı artçı titremelerin sıklığı, bu ikinci tetiklenme süresinin İzmit - Düzce aralığını beklemeyebileceği yönünde. Yine de tam tarihi ve de yerini bilmek olanaksız. Ancak İtalya’nın Büyük Riskleri Öngörme ve Önleme Ulusal Komisyonu (CGR) yetkilileri, halka ne yönde bir açıklama yapmanın daha uygun olduğunu da düşünüyor.

Bu tedirginliğe nedeniyse İtalya’da, 2009’da, şimdiki deprem merkezine çok yakın (40 kilometre kadar güneyde) gerçekleşen, 309 ölümlü L’Aquila depremi. Bu depremin hemen öncesinde, bazı görevlilerin, 4 ve civarındaki büyüklüklerde gözlenmiş 500’e yakın sarsıntının bilinmesine karşın, bölgenin bulunduğu Apenin Dağları için bunun olağan olduğu yönündeki açıklamaları. L’Aquila depremi sonrasında bu görüş sahiplerinin aleyhinde açılan kamu davaları bir yıl kadar sürmüş, bu davalar sonunda, aralarında bazı deprembilimcilerin de bulunduğu bir grup görevli / yetkili hapse mahkûm olmuştu. Bu dava sırasında ve sonunda ulusal ve uluslararası kritikler, depremlerin, halihazır bilgi ve teknoloji seviyemiz ışığında öngörülemezliği nedeni ile bu mahkûmiyetleri kınamış, İtalyan Temyiz Mahkemesi de daha sonra bu cezaları kaldırmıştı.

Roma’daki İtalyan Ulusal Jeofizik ve Volkan Bilimi Enstitüsü araştırıcısı Andrea Tortilleni, “L’Aquila depremi sonrasındaki davalar şimdiki durumu da karmaşık hale getirdi” diyor. “Artık, daha güçlü sarsıntılar beklenmemeli” yerine, “hiçbir şeyi dışlayamayız” yönünde açıklamaların tercih edildiğini söylüyor. Ancak yetkililerin açıklamalarının yaygın basılı ve görsel medyada yer bulamadığı da belirtiliyor.

Diğer bir konu da büyük depremlerin, çevredeki aktif fayları tetiklemedeki rolü. Birbirine 20 - 30 kilometre yakınlıktaki faylar kadar, 2.000 kilometre uzaklıktaki fayların da civardaki depremlerle tetiklenebileceği tartışılıyor. Amerikan Deprem ve Jeofizik Araştırmaları Kurumu'ndan (USGS) Ross Stein, bazen fayların tetiklenebileceğini, depremlerin yakın, hatta uzak fayları, geometriye ve jeolojik yapıya göre tetikleme riski bulunduğunu örnekliyor. Stein’a göre, 7,3’lük 1992 Kaliforniya (Landers) depremi, 40 kilometre uzakta ve farklı bir fay üzerindeki Big Bear’da 6,5’lik başka bir depremi tetiklemiş. Kaliforniya Üniversitesi’nden Yerbilimleri Bölüm Başkanı Thomas Henyey, bu tür etkilemeler için fay oryantasyonunun da önemli olduğu düşüncesinde. Ancak bunun dışına çıkan örnekler de var. 2002’de Alaska Denali fayının ürettiği 7,9 büyüklüğündeki depremin 3.000 kilometre ötedeki bazı fayları (Utah’daki Wasatch fayı ve Yellowstone fayı) canlandırdığı ileri sürülüyor. Tetikleme olayları Türkiye’deki depremlerde de görülüyor. Ancak verilen örneklerde görüldüğü gibi, İtalya gibi daha uzaklardaki depremlerin Türkiye tetiklemesi sözkonusu olabilir mi? Araştırmaların bu yönde de sürdürülmesi gerekiyor.