Sevgili Bezdan, Derinlerdeki Portreler fikri nasıl oluştu?

Arkeoloji aşkımı başlatan, lise yıllarımda sahafta gördüğüm bir derginin kapağında Türkiye kıyılarındaki Uluburun Batığı oldu. Çok farklı dönemlere ait kazılarda bulundum ama ağırlıklı olarak denizcilik arkeolojisi çalıştım. Bu disiplin Anadolu kıyılarında doğdu. 1958'de Bodrum’a gelen bir gazetecinin yaktığı ateşi Amerikalı genç bir arkeolog olan George Bass takip etti. 1960’ta Bass, ekibiyle arkeolojiyi suyun altına indirdi, böylece denizaşırı ticaretin, dolayısıyla kültürler arasındaki etkileşimin izleri görüldü. Ardından birçok arkeolog, yıllar içinde dünyanın en eski batığı da dahil olmak üzere birçok batık ve antik limanı araştırdı. Zamanla Ayhan Sicimoğlu, Mustafa V. Koç, Oğuz Aydemir, Kenan Yılmaz, Jeff Hakko gibi isimler denizcilik arkeolojisine ülkemizde büyük destek verdi.

Kitapta ellilerden günümüze kadar bu disiplini anlatmak istedim; emek veren arkeologları, süngercileri, müzecileri, fotoğrafçıları ve destekçileri... Proje, TINA Türkiye Sualtı Arkeolojisi Vakfı Başkanı Oğuz Aydemir ve Kenan Yılmaz’ın da destekleriyle bir kitap ve belgesele dönüştü.

Türkiye’nin denizcilik arkeolojisindeki yeri ve öneminden biraz söz eder misin?

Günümüzden 3300 yıl öncesine tarihlenebilen dünyanın en eski batığından, 1. Dünya Savaşı’na kadar hemen her yüzyıldan, her dönemden batıklar ve antik döneme ait limanlar, bizim sularımızda. Tabii sadece denizlerimizde değil, Yenikapı örneğinde olduğu gibi karada yapılan çalışmalar da var. Yenikapı’da denizcilik tarihinin çok önemli bir dilimi aydınlatıldı.

Kitapta çok özel isimlere rastlıyoruz. Süngerciler de var bu portrelerin arasında, arkeologlar da; bu disipline büyük maddi ve manevi emek sunmuş Mustafa V. Koç da var...

Ateşin ilk kıvılcımını yakanlar süngercilerdi. Suyun altında öyle uzun saatler kalıyorlardı ki deyim yerindeyse denizi avuçlarının içi gibi biliyorlardı. Arkeologlar bunu keşfedince süngercilerin leş dediği batıkları bulup incelemeye başladı. Disiplinin gelişim hızını bir yanıyla süngercilere borçluyuz. Yine de bu insanların çoğu yazık ki bilgisizlikten vefat etmiş, sakat kalmıştır; malum, vurgun... Derinlerdeki Portreler’de, yaşayan en yaşlı süngerci Mehmet amcayla o yılları konuştum. Çünkü tarihin tanığıdır. Herkesi ilk ağızdan dinleyip aktarma şansım oldu. Kitap boyunca dinlediğim tüm deneyimler eşsizdi. Örneğin denizcilik arkeolojisinin babası sayılan George Bass, dünyanın sualtındaki gözü olan eşsiz fotoğrafların sahibi Donald Frey, bilinen en eski batığını kazan Cemal Pulak, Bodrum Kalesi’ni dünyanın en romantik ve çekici müzelerinden biri kılan Oğuz Alpözen, Türkiye’nin batık envanterini çıkaran Harun Özdaş, Yenikapı batıklarını dünya tarihine kazandıran Ufuk Kocabaş ve elbette Mustafa V. Koç ki kendisi TINA Türkiye Sualtı Arkeolojisi Vakfı’nın kurucuları arasındaydı; Türkiye’deki denizcilik arkeolojisi çalışmalarını en çok destekleyen kişi; bu alanda çalışan bir arkeolog olarak yapmış olduğu katkılar için kendisine şükranlarımı sunuyorum. Katkıları asla unutulmayacak.